Dostoyevski'in Kumarbaz adlı eserinde okuyuculara sorduğu sorulardan biri: “İraden mi seni sürer, yoksa ihtirasların mı?”
Kendi payıma cevabım şudur:
Beni ihtiraslarım esir almadı.
Lakin iradem de her daim hükümran değildi.
Ben savrulanlardan olmadım; daha ziyade yüklenip susanlardan olmuşumdur.
Zira hayat, manayı geciktirdiğinde insan iradesini yitirmez, sadece fazlaca yorulur.
İhtiraslarım kulaklarımı sağır edecek, akli dengelerimi kullandırtmayacak kadar gürültü etmedi. Ne kumar masasında belirdi, ne de haz peşinde.
Daha çok gecenin tenha vaktinde,
çokça tefekkür ederken, “biraz daha sabredeyim” derken çıkageldi karşıma. Anladım ki mesele heves değil. Mesele, mana zayıfladığında hiçliğe karşı diri kalma çabasıdır. Ben irademle mağlup olmadım belki ama ona da tek başına taşıyamayacağı kadar mesuliyet yükledim.
Belki de asıl sual şudur:
İrade niçin susar? Çünkü konuşacak bir mana bulamaz bazen. Dostoyevski’nin kahramanı masada kaybeder. Ben hayatta gecikirim. Lakin bu bir zaaf değil;
aceleye gelmeyen bir varoluşun izidir.
Sevgililerimle...