Toprak Ana, emeğin, savaşın ve anneliğin romanı. Tolgonay Ana’nın direnci insanın içine işliyor. Büyük olaylar değil, küçük acılar anlatılıyor ama etkisi çok büyük. Bitince toprağa, kadınlara ve özellikle savaşa bakış değişiyor.
Bu kitap, tarihi bir anlatıdan çok bir düşünce yolculuğu. Güç, iktidar ve insanın vicdanı masalsı ama derin bir dille sorgulanıyor. Okurdan sabır istiyor ama karşılığını veriyor. Bazı cümleleri tekrar tekrar okumak istiyorsunuz. Kitaptaki karakterin öncesini daha iyi anlamak için öncelikle yazarın "Gün Olur Asra Bedel" kitabını okumak gerekiyor.
İntibah, insan zaaflarının ne kadar yıkıcı olabileceğini sade ama çarpıcı bir dille anlatıyor. Ali Bey’in düşüşü sadece bir karakterin değil, bir aklın ve iradenin çözülüşü gibi. Tanzimat romanı olmasına rağmen duyguları hâlâ çok tanıdık. Okurken insan “keşke”lerle doluyor. Ayrıca roman bir edebiyat tarihçisi gözünden incelendiğinde sadece bireyin çöküşü değil dönemin çöküşünün izlerini de barındırıyor.
Serenad, bir aşk hikâyesinden çok daha fazlası. Tarih, suçluluk, sessizlik ve geç kalmış duygular ustaca iç içe geçmiş. Maya Duran’ın sesi sakin ama derin; Max Wagner’in hikâyesi ise insanın içini burkuyor. Bitince uzun süre etkisinden çıkılamıyor.
Samimi, yargılamayan ve umut veren bir kitap. Evliliğin sadece romantik bir bağ değil, emek isteyen bir yolculuk olduğunu hatırlatıyor. Okurken insan kendi ilişkisinde fark etmediği ayrıntılarla yüzleşiyor. Didaktik değil, içten olduğu için etkili.