Emirhan

Hiç olmazsa tek bir insanla, sanki kendi kendimleymişim gibi her şeyi konuşmak istiyorum.
Alıntı
Emirhan
Bunu yapabilmeme müsaade eden biri olduğu için çok şanslı hissediyorum…
Reklam
Uyumlu insanı bulmak dileğiyle
İnsanlar renkler gibi çeşit çeşittir, bazı renkler birbiriyle uyumluyken bazı renkler birbirine pek uymaz
Sayfa 69·Kitabı okudu
Alıntı
Emirhan
Uyumlu renkler bir araya gelip yeni bir renk oluştururlar. O yeni oluşmuş renk belki ilk başlarda çok göz alıcıdır, kamaştırır, coşturur, onunla yatıp onunla kalkmak, sadece ona bakmak isteği oluşturur yüreğinde, o an, orada, o şekilde zamanın donmasını ve bir daha erimemesini istersin. Lakin zaman, seni dinlemez. Diğer her renk gibi oluşan yeni rengi de umarsızca soldurmaya başlar. O göz alıcı renk, her tan ağarışında kalbine bir dert yükü bindirir. Kimi zaman önlemek istersin, kimi zaman kaçmak, kimi zaman kabullenmek… Lakin sıkışmış yüreğin vesile eder sana bu eylemlerin hiçbirine atılamamayı. Ağırlaşırsın, katılaşırsın, kemiklerin iç içe geçer de ufak bir yardım çığlığı dahi atamazsın. Sanki o renkle beraber solmak zorundaymış hissedersin, öyle ya, o rengin bir yarısı da sendin. Ve öyle ya, o rengi de solmamak için oluşturmuştun zaten… Zamana karşı suç işleyen sendin, kurbanı da sen olmalısın. Yeni oluşmuş rengin öbür yarısıyla şehir otoyolunun iki yana ayrılışı misali uzaklaşmaya başlarsınız. Bunu görmezden gelirsin, sözde mücadelene devam edersin ama dalga çoktan iniş evresine geçip, kıyıya vurup karayla karışmıştır bile. Kara yutar tüm olumsuzlukları, bırakırsın kendini derin ve ağır toprağa, bedelini ödemişsindir artık, sonu gelmiştir yerli yersiz acıların, kaygıların, elemlerin, aşkların… Yüreğin ferahlamış, vücudun meramını aşmış, ruhun müteşekkir şekilde uçmuştur göklere. Cenneti de cehennemi de yaşamışsındır o kısacık yaşamında ne de olsa, olmalı mıdır daha bunun bir üstü?
şöyle bir şey saçmalayıp sonra bu saçmalığı önce savunma yapmayıp gönderiye karşıt fikirde olanlara; ''sana cevap veremem/cevap verilmeye değmezsin..'' demek, devamında; ''yorum yazanlara, gönderiyi alıntılayanlara ithafen 'size hakaret davası açarım.' demek'' ve en sonunda da yazdığın gönderiyi silmek.. sorsan yine mağdur kendisidir, sorsan hümanizm(!) karşıtları tarafından zorbalanmıştır.. neyse.. kendisine gerek yorum gerek gönderiyi alıntılayarak gereken cevabı veren herkese teşekkürler.. saygılar.. iyi günler..
Emirhan
Arkadaşın fikrinde doğru bulmadığınız ve "saçma" diyerek tepki gösterdiğiniz kısım neresi tam olarak? Mültecilerin bu ülkede barındırılmaması konusunda ben de sizinle hemfikirim lakin bu olayla ilgili olarak sizlerin açıkça taraflı ve aceleci genelleme safsatasına başvurduğu da bir gerçek. Bu tür safsatalı davranış ve hareketlerle hiçbir problemi çözemeyiz, hiçbir belanın altından kalkamayız. Zaten öyle de oluyor.
Sigiriya’daki son günümde, sabahın erken saatlerinde evin iki çocuğunu öperek oradan ayrıldım. Dünyanın en etkileyici tren yolculuğunu yapmak üzere Kandy’ye gidecektim. Modern köle olduğum zamanlar, bu trenin fotoğraflarına internet üzerinden bakarak içinde olmayı hayal ederdim… Kader işte, şimdi buradaydım. Kandy’den Ella’ya uzanan tren yolculuğu, hayatta yaşayıp hissedebileceğimiz en büyülü yolculuklardan bir tanesiydi. Tren garına gittim ve gişedeki adama sordum: “Kandy-Ella bileti ne kadar?” “Bir buçuk dolar,” dedi, ağzında paan isimli yaprağı çiğneyerek yere tükürükler saçan adam. İnanamıyordum, tam yedi saat sürecek olan dünyanın en büyülü tren yolculuğu sadece bir buçuk dolardı… Atladım o meşhur mavi trene. Her yerde yine renk cümbüşü kıyafetleriyle Sri Lankalılar ve tabii ki sırt çantalı gezginler vardı. Koltuk numaramı bulup oturdum. Ama iki dakika sonra trenin içinde oradan oraya süzülerek geçirecektim. En sevdiğim müzikleri açtım ve tren vagonunun açık kapısının ucuna oturup ayaklarımı sallayarak yolculuğa devam ettim. Vagondan dışarıyı seyrederken gördüğüm manzaralar sanki çoçukluğumda annemle babamın arasında uyurken gördüğüm rüyalara benziyordu. Bu tarz olayları anlattığımda annem, babam ve ağabeyim bazen hafızamın gücünden dolayı ürperiyorlardı… Çünkü unutmuyordum. Unutamıyordum. Bu o rüyaydı. Yeşillerin arasından bilinmezliğe doğru yol alıyorduk.
Sayfa 64
Emirhan
Yanıma bir tane gezgin geliyor, bir hayat hikayesi dinliyordum. Sonra o gidiyor, başka bir gezgin geliyor ve onun da hayat hikayesini dinliyordum. Böyle öğreniyorduk yollarda… Esmer tenli Latin bir kadın geldi yanıma. “Selam. Oturabilir miyim? Müzikler çok güzel.” “Tabii.” “Nereye gidiyorsun?” “Bilmem, gidiyorum öyle ama Ella’da ineceğim sanırım. Sen nereye gidiyorsun?” “Benim de özellikle gittiğim bir yer yok. Aklıma esen yerde ineceğim. Seninle gelsem olur mu?” “Olur.” Arjantinl Camila on dokuz yaşında, tek başına dünyayı gezen bir kızdı. İlk cümlelerinin “Nerelisin?”, “Kaç ülke gezdin?” gibi sorular olmaması ve insanların çok büyük bir bölümü gibi dur durak bilmeden kendinden bahsetmemesi onu gözümde ilginç kılıyordu. Esmer teni, dalgalı gür saçları ve keskin yüz hatları olan çok güzeli bir kızdı Camila. Arjantin’in Cordoba şehrinde müzisyenlik yaparken bunalıma girip kendini yollara vurmuştu. Cesareti, güzelliği ve tekdüze olmaması hepimizin yaşadığı ve o katlanılamaz buhranı süpürürcesine etkilemişti beni. Vagondan aşağı bacaklarımızı sarkıtarak, saatlerce süren derin sohbetler eşliğinde pirinç tarlalarını, ince belli palmiye ağaçlarını ve yeşilin bin bir tonunu içimize çekerek yol alıyorduk. Bazen hiç konuşmadan dakikalarca manzaralara dalıyorduk. O da benim gibi kendini sürekli konuşmak zorunda hissetmiyordu. Bu huzur vericiydi. Ella’ya vardığımızda bu yolculuğun gerçek olup olmadığını birbirimize sorduk. “Çağatay, ya her şey bir simülasyonsa? Buna inanıyor musun?” “Ben biraz bilinmezciyim ama hayatı anlamlandırmaya başladığım günden beri evrenin karşıma çıkardığı olayları, bu doğaüstü dengeyi, neden sonuç ilişkisini, yediğim bir ejder meyvesinin tadını ve suya dalıp küçük balıkları avlayabilen örümcekleri düşününce hayatta her şeyin mümkün olduğuna inandım.” “Daha iki ay önce Cordoba’da sinir krizleri geçiriyordum. Şu an ise aklıma takılan hiçbir şey yok. İnsan uçan bir kuşu, tenini ısıtan güneşi, yüzünü yıkamak için avucuna aldığı dere suyunu görüp de nasıl her şeyi bu kadar kafasına takabilir ki?” “Her şey bir simülasyon Camila, her şey.” “Hahaha, şimdi inince hindistancevizi suyu içeceğim. İsterse simülasyon olsun! Tadını alacağım ya! O bana yeter.”
Başkent Kolombo’dan trene binip Kandy şehrine, oradan da bir otobüse atlayarak Dambulla’ya geçtim. Otobüste tanıdığım yerli bir aile gitmek istediğim Sigiriya köyünde yaşıyordu. Oraya gideceğimi söylediğimde, beni hiç tanımadıkları halde evlerine davet ettiler. Hep birlikte Dambulla’dan Sigiriya’ya gitmek üzere küçük bir minibüse atladık ve çok geçmeden gideceğimiz yere vardık.
Sayfa 52
Emirhan
Ne gönlü bol, ferah ve huzurlu insanlar ki bu kadar rahat davet ediyorlar… Halbuki biz şehirliler için oralar genelde ayak atılmayacak kadar çirkin, pis yerler olarak tasvir ediliyor…