Uyumlu renkler bir araya gelip yeni bir renk oluştururlar. O yeni oluşmuş renk belki ilk başlarda çok göz alıcıdır, kamaştırır, coşturur, onunla yatıp onunla kalkmak, sadece ona bakmak isteği oluşturur yüreğinde, o an, orada, o şekilde zamanın donmasını ve bir daha erimemesini istersin. Lakin zaman, seni dinlemez. Diğer her renk gibi oluşan yeni rengi de umarsızca soldurmaya başlar. O göz alıcı renk, her tan ağarışında kalbine bir dert yükü bindirir. Kimi zaman önlemek istersin, kimi zaman kaçmak, kimi zaman kabullenmek… Lakin sıkışmış yüreğin vesile eder sana bu eylemlerin hiçbirine atılamamayı. Ağırlaşırsın, katılaşırsın, kemiklerin iç içe geçer de ufak bir yardım çığlığı dahi atamazsın. Sanki o renkle beraber solmak zorundaymış hissedersin, öyle ya, o rengin bir yarısı da sendin. Ve öyle ya, o rengi de solmamak için oluşturmuştun zaten… Zamana karşı suç işleyen sendin, kurbanı da sen olmalısın. Yeni oluşmuş rengin öbür yarısıyla şehir otoyolunun iki yana ayrılışı misali uzaklaşmaya başlarsınız. Bunu görmezden gelirsin, sözde mücadelene devam edersin ama dalga çoktan iniş evresine geçip, kıyıya vurup karayla karışmıştır bile. Kara yutar tüm olumsuzlukları, bırakırsın kendini derin ve ağır toprağa, bedelini ödemişsindir artık, sonu gelmiştir yerli yersiz acıların, kaygıların, elemlerin, aşkların… Yüreğin ferahlamış, vücudun meramını aşmış, ruhun müteşekkir şekilde uçmuştur göklere. Cenneti de cehennemi de yaşamışsındır o kısacık yaşamında ne de olsa, olmalı mıdır daha
bunun bir üstü?