"Gördün mü? Derhal sapıtıyorsun. Hayatta hiçbir şey,uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır. Hatta biraz ileri gideyim,kendi yaşamımız için... Sen kafanın içindeki yokluğa o kadar saplanmışsın ki,derhal uğrunda can feda edecek bir şey arayarak ikinci bir yokluğa dalmak istiyorsun! Yaşamak,herkesten daha iyi,herkesten daha üstün yaşamak,insanlara hakim olarak,kuvvetli belki de biraz zalim olarak yaşamak..."
"Ah neler neler hissediyorum da tamamıyla çözemiyorum. Bir şey yazmak,o duyguların içinden bir şey çıkarmak istiyorum amma bir kere ne yazmak istediğimi bilebilsem. Şurada-beynini gösteriyordu- bir şey var bir şey duyuyorum amma rüyalarda tutulamayan şekiller gibi parmaklarımın arasından kaçıyor. Bilir misin, nasıl şey? Bak şu semaya,ne görüyorsun,mailiklerden meydana gelmiş bir derya... Gözlerinle onun içine girmeye çalış,o mailikleri yırtmak için uğraş,ne görüyorsun? Mai...Daima mai...Değil mi? Sonra bak ayağımızın altındaki toprağa,ne buluyorsun? Donmuş, simsiyah bir renk...Of! O siyah tabakaları parçalayarak içeriye bak,in,in,in,ne kadar inebilmek mümkünse o kadar in,ne buluyorsun? Siyah... Daima siyah değil mi İşte öyle bir şey yazmak istiyorum ki yukarı bakılsa mai ve daima mai,aşağı bakılsa siyah daima siyah...Bir şey ki mai ve siyah olsun. Hasta mıyım, bilemiyorum,fakat ah! O ne yazmak istediğimi bilsem,onu şöyle karşımda resmi çıkarılmış,tasvir edilmiş görmek mümkün olsa,işte o vakit ,zannediyorum ki artık ölebilirim,hayatta nasibini tamamıyla almış bir adam hükmünde gözlerimi kapayabilirim..."
"İşte biz de altı ay sonra Rakım'ın Josephino'nun kucağına nur topu gibi bir erkek evlat kundağını koymak şerefiyle o sadık dostu da mutlu ettiğini söyleyerek sözlerimize son veririz."