Yusuf Berkman

Çok iyi
bebek geliyordu. babam tulumunu giydi. ''sen. aşağı in ve su kaynat.'' ''neden?'' ''ne diyorsam onu yap.'' hareket edemiyordum. bu durumda su kaynattıklarını biliyordum, ama ne yaparlardı sıcak suyla? ''onu hastaneye götürmeliyiz.'' ''sıcak su'' dedi babam. çaydanlığı kapıp yukarı götürdüm. joyce odasındaydı; kürk mantosuna sarılmış, ayağında terlikleriyle yatağına oturmuştu. babam çaydanlığı elimden kaptı. ''arabayı garajdan çıkar, evin önüne getir.'' çaydanlıkla banyoya gitti. peşinden gittim. ne yapacağını görmek istiyordum. ''git, arabayı evin önüne getir,'' dedi yine. durdum öylece. abruzzia yöntemlerini joyce'un üzerinde denemesini istemiyordum. dolaptan bir şişe konyak çıkardı, bir su bardağına bolca koydu, üstüne sıcak su ilave edip karışımı ışığa doğru tuttu. ''ne yapıyorsun?'' ''sence ne yapıyorum?'' içkiyi bir dikişte midesine indirdi. ''ha-a-a!'' dedi. ''şimdi kendimi daha iyi hissediyorum. yürüsene!''
Sayfa 108·Kitabı okudu
Reklam

Yusuf Berkman

, bir kitap okudu
8/10
·208 syf.·
Beğendi
·
11 günde okudu
·
2026 50. kitabı
Kurt Vonnegut
7.8/10 · 2.150 okunma

Yusuf Berkman

, bir kitap okudu
9/10
·152 syf.·
Beğendi
·
5 günde okudu
·
2026 49. kitabı
Gianrico Carofiglio
8.2/10 · 4.031 okunma
yedi katlı modern bir apartmanın yüksekliği yirmi bir metre civarındadır diye düşünmüştüm hemen; acaba yirmi bir metre boyunca düşerken insanın ne yaptığının bilincine varacak zamanı olur, bir şeyleri farklı yapabileceğini ayırt eder miydi? bunun yaşanacağına dair ipuçları, belirtiler var mıydı diye yokladım zihnimi. sanırım buna hepimiz kafa yorduk ve bunu, onun farklı olduğuna, yaşanan şeyin bizim başımıza asla gelmeyeceğine dair kendimizi ikna etmek için yaptık. ama ben hiçbir belirti, hiçbir işaret bulamadım. işin gerçeği enrico -bir kez bile telaffuz etmemiş olsam da, adı buydu- son derece normal görünüyordu, herkes gibiydi. pek çok varsayım konuşuldu ama onu bunu yapmaya iten şeyi kimse gerçekte bilemeyecekti. derinlerde bir yerde bir sorunu -kaderini tayin etmiş bir şey- vardıysa bile öyle gizliydi ki kimse görememiş ve bu nedenle de kimse bir şey hatırlayamamıştı. enrico'nun ölümü, hayatımda deneyimlediğim ilk anlam kaybıydı. kaosla ilk yüz yüze gelişimdi. o kadar anlamsız ve ciddi bir şeydi ki onu anlamlandırmaya çalışan zihni afallatıyordu. işte belki anlamsızlığın bu baş döndürücülüğünden kaçıp sığınmak, kendimizi uçurumdan sakınmak için iki gün sonra, sanki sözleşmiş gibi hepimiz ondan söz etmeyi bıraktık. sanki hiç yaşamamış gibi unuttuk onu. o, hiç var olmamıştı.
Sayfa 31·Kitabı okudu
Bir partide tanışmış, bir iki kez birlikte sinemaya gitmiş, bir iki hafta el ele tutuşarak yürümüş, birkaç kere de öpüşmüş, bazı rutubetli köşelerde birbirimizi beceriksizce okşamıştık. Bunlar benim ilk deneyimlerimdi -buna deneyim denebilirse- ve sadece bu nedenle unutmak denen karadelik tarafından yutulmadılar.
Sayfa 30·Kitabı okudu
Reklam