sessiz sokaklar boyunca eve sürerken öbür kızları düşündüm, tatlı avis'i ve sevgili monica'yı ve geçen onca yıldan sonra öyle bir özlem duydum ki onlara. ne kadar güzel ve körpeydiler, vücutları ne kadar biçimliydi, hamilelikle şiş falan değillerdi, şimdi beni kendimden geçiren bıktırıcı bir arzuyla özlediğim kızlar geri gelmemek üzere gitmişlerdi ve onlara asla sahip olamayacağımı idrak edince az kalsın ağlayacaktım.
evlilik buydu; bir mezar, kendinden güçlü bir iyi ve doğru olanı yapma isteği ile sabahın üçünde insanın aptal konumuna düşmesine neden olan berbat bir hapishane.
mazim baş aşağı çevrilmiş bir çöp tenekesi gibi ortalığa saçılmıştı. joyce'un suçu yoktu. saf ve lekesiz bir hayat yaşamıştı. ama john fante'nin evlilik öncesi yılları çapkınlıklarla doluydu. yüz kızartıcı çok şey yaşamıştı; günahlar işlemişti, korkunç günahlar işlemişti ve şimdi cezasını çekecekti. kötülük tohumları ektiği tarlada hasat mevsimiydi.
onu kendime çekip saçını okşadım, sıcak alnından öptüm.
''hamile kadınları kimse sevmiyor'' diye hıçkırdı. ''gittiğim her yerde hissediyorum bunu. sokakta, dükkanlarda, her yerde. gözlerini dikip bana bakıyorlar. korkunç.''
''sana öyle geliyor.''
''o kibar kasap. eskiden ne kadar nazikti. şimdi bana bakmıyor bile.''
''bu önemli mi?''
''çok önemli.''