Kısa öykülerden oluşan enfes bir kitap.. “Şimdilerde o günleri ananlar hep Sarıyaz diyorlar adına. Haziranın gevreyen toprak üstünde buram buram tüttüğü son demlerinde, topu topu 12 günlük bir zamandı oysa. Ama bütün bir mevsim, yıllar boyu hatırlanacak kadar yüklü geçmişti. Tarihe “Sarıyaz” diye düşüldü o günler. Her şey havanın lodosa dönmesi ile başladı. Rüzgâr, Afrika’dan aldığı sapsarı çöl kumunu yanına katıp körfeze doldu, ortalık sarıya kesti. Her şey ama her şey öyle bir sarardı ki, dünya sarı bir camın arkasına saklandı gibi oldu.” Kitap, bu Sarı havanın ardından gelen bir depremin yaşandığı süreçte geçen aynı şehirden ama ayrı noktadan, ayrı insanların hayatlarından zaman zaman kesişen 8 farklı öyküden oluşmaktadır. Yaşamış olduğum şehrin sokaklarında geçen bu kitabı okurken sokakları sahili turladım, Livatyadan denizi izledim. Kayalıklarda çekirdek çitledim, mendireğe yürüdüm… Özellikle sürpriz sonlu Beyefendi öyküsünü, şehre damla damla sızan Şengül’ü, toprağından kopmama savaşını veren Dedenin ve turna kuşunun öyküsünü, birbirinden bi haber eşlerin hikayeleri çok beğendim.. Yazara ilham olan benim de çocukluğumun en güzel yıllarının içinde olduğu Bandırma’ya sevgiler ::)