Toprak alım-satımı, tarım ve el zanaatları, ticaret ve denizcilik arasındaki artan işbölümü dolayısıyla, genslerin, kabilelerin ve aşiretlerin üyeleri, kısa zamanda birbirleriyle karışmak zorunda kaldılar; kabil e ve aşiret çevresi, yurttaş oldukları halde, gene de bu topluluklara ait olmayan, yani kendi oturdukları yerde yabancı bulunan kimseleri de kabul etti. Çünkü dingin dönemlerde, her kabile ve her aşiret, Atina’daki bazileus ya da halk konseyine başvurmadan, kendi işlerini kendileri yönetiyorlardı. Ama, kabile ya da aşiret üyesi olmadan bunların toprakları üzerinde yaşayan herkes, elbette bu yönetime katılamıyordu.
Gentilice örgüt organlarının düzenli işleyişi, bu durumdan ötürü öylesine aksadı ki, kahramanlık zamanlarından itibaren, buna çare bulmak gerekti. Theseus’a maledilen anayasa meydana getirildi. Değişiklik, özellikle, Atina’da bir merkezi yönetim kurulmuş olmasından, yani o zamana kadar aşiretler tarafından özerklik bir biçimde yönetilen işlerin bir bölümünün kamusallık esası olarak işlenip Atina’da toplanan ortak konseye devredilmesi olgusundan ibaretti. Bunu yapmakla, Atinalılar, Amerika’daki hiçbir yerli halkın atamadığı adımı atmış oluyorlardı: yan yana yaşayan aşiretleri tasfiye ederek, hepsini, ulusal bir Atina hukukuna, aşiret ve genslerin üzerinde bir devlet hukukuna tâbi kılıyorlardı. Atina yurttaşları, Atina’daki öbür bir aşiret toprakları üzerinde bile, belirli haklar ve yeni bir hukuksal korunma kazandı.