Ünsüz Düşünür

Ünsüz Düşünür
@Famelessthinker
Doscendo discimus
Goodall şöyle diyor: > Uygun duygusal durumun yokluğunda ses üretmek bir şempanze için neredeyse imkânsız bir iştir. (1986: 125) Evrimsel açıdan bunun nedeni, sesli çağrıların çoğunlukla yırtıcı hayvanlardan kaçmak, kavgalarda hayatta kalmak, grupla temasını sürdürmek gibi özellikle acil işlevlerle özdeşleştiriliyor olmasıdır. Bu tür durumlarda acil eylem şarttır ve düşünüp taşınacak zaman pek yoktur. Her halükârda, her çağrı evrimsel bir seçilimin ürünüdür, çünkü bu çağrılar bir şekilde çağrıyı yapanın yararınadır.
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
7/10
·232 syf.·
Beğendi
·
7 günde okudu
·
2025 18. kitabı
Friedrich Engels
8.6/10 · 1.691 okunma
Öyleyse devlet, topluma dışarıdan dayatılmış bir güç değildir; Hegel’in ileri sürdüğü gibi, “ahlâk fikrinin gerçekliği”, “aklın içsel gerekliliği” de değildir. Devlet, daha çok, toplumun, gelişmesinin belirli bir aşamasındaki bir ürünüdür; bu, toplumun, önlemekte yetersiz bulunduğu-uzlaşmaz-karşıtlıklar biçiminde bölündüğünden, kendi kendisiyle çözülmez bir çelişki içine girdiğinin itirafıdır. Ama, karşıtların, karşıt iktisadî çıkarlara sahip sınıfların, kendilerini ve toplumu kısır bir savaşın içinde eritip bitirmemeleri için, görünüşte toplumun üstünde yer alan çatışmayı hafifletmesi, “düzen” sınırları içinde tutması gereken bir güç gereksinmesi kendini kabul ettirir; işte toplumdan doğan, ama onun üstünde yer alan ve gitgide ona yabancılaşan bu güç, devlettir.
Sayfa 175·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Toprak alım-satımı, tarım ve el zanaatları, ticaret ve denizcilik arasındaki artan işbölümü dolayısıyla, genslerin, kabilelerin ve aşiretlerin üyeleri, kısa zamanda birbirleriyle karışmak zorunda kaldılar; kabil e ve aşiret çevresi, yurttaş oldukları halde, gene de bu topluluklara ait olmayan, yani kendi oturdukları yerde yabancı bulunan kimseleri de kabul etti. Çünkü dingin dönemlerde, her kabile ve her aşiret, Atina’daki bazileus ya da halk konseyine başvurmadan, kendi işlerini kendileri yönetiyorlardı. Ama, kabile ya da aşiret üyesi olmadan bunların toprakları üzerinde yaşayan herkes, elbette bu yönetime katılamıyordu. Gentilice örgüt organlarının düzenli işleyişi, bu durumdan ötürü öylesine aksadı ki, kahramanlık zamanlarından itibaren, buna çare bulmak gerekti. Theseus’a maledilen anayasa meydana getirildi. Değişiklik, özellikle, Atina’da bir merkezi yönetim kurulmuş olmasından, yani o zamana kadar aşiretler tarafından özerklik bir biçimde yönetilen işlerin bir bölümünün kamusallık esası olarak işlenip Atina’da toplanan ortak konseye devredilmesi olgusundan ibaretti. Bunu yapmakla, Atinalılar, Amerika’daki hiçbir yerli halkın atamadığı adımı atmış oluyorlardı: yan yana yaşayan aşiretleri tasfiye ederek, hepsini, ulusal bir Atina hukukuna, aşiret ve genslerin üzerinde bir devlet hukukuna tâbi kılıyorlardı. Atina yurttaşları, Atina’daki öbür bir aşiret toprakları üzerinde bile, belirli haklar ve yeni bir hukuksal korunma kazandı.
Sayfa 114·Kitabı okudu
Alıntı
Buna, hiç de haksız olmayarak, şu yanıt verilebilir: Yokolma- sı bir yana, tek-eşlilik, asıl bu andan sonra tam anlamıyla gerçekleş- ecektir. Gerçekten, üretim araçlarının toplumsal mülkiyete dökülmesiyle birlikte, ücretli emek de, proleteryada ortadan kalkacaktır; dolayısıyla, aynı zamanda, belirli bir sayıda kadın için (bu sayı istatistiklerden hesaplanabilir), para karşılığı kendini satma zorunluluğu da ortadan kalkacak demektir. Fuhuş ortadan kalkınca, tek-eşlilik tehlikeye düşmek bir yana, sonunda bir gerçek haline gelir, —hatta erkekler için bile.Öyleyse erkeklerin durumu, herhalde, adamakıllı değişmiş olacaktır. Ama kadınların, bütün kadınların durumu da, büyük bir değişikliğe uğrayacaktır. Üretim araçları toplumsal mülkiyete geç- tikten sonra, karı-koca ailesi, toplumun iktisadi birimi olmaktan çıkacak. Özel ev ekonomisi, toplumsal bir sanayi haline dönüşür. Çocukların bakımı ve eğitimi bir kamu işi olur; toplum, meşru ya da gayrimeşru, bütün çocuklara aynı özeni alırken. Kendini —ahlâkî erkeğe kayıtsız-şartsız vermekten bir gence alıkoyan —başlıca toplumsal neden, “sonra ne ola- cak?” kaygısı da, aynı biçimde, ortadan kalkar.
Sayfa 80·Kitabı okudu
Alıntı