Ünsüz Düşünür

Ünsüz Düşünür
@Famelessthinker
Doscendo discimus
Maliye Nazırı içini çekti. “Ne talihsiz adamım, bilmezsin oğlum! Maliye’ye Nazır olduğum gün hazinede kaç lira buldum? Ne tahmin edersin?” dedi. Sustu. Adnan’dan cevap bekliyordu. Adnan: “Nasıl bileyim efendim, mesela iki yüz bin lira.” Nazır, zayıf vücudunun içinden bir başka adamın sesi çıkıyor gibi haykırdı: “On yedi lira!” Adnan’ın gözleri doldu. Maliye Nazırı müstakbel damadının bu rakik gözlerine sevindi. Heyecanı büsbütün arttı; onun da gözlerinde iki damla yaş titreyerek, “Bu felaketleri görmek için mi bu yaşa kadar yaşadım? Erzeli buna değer oğlum!” diyor, bir zamanki şilin mendifer dolandırıcısı Hirsch’in, bir zamanki devlet istikrazları hırsızı Mires’in dalaverelerini anlatıyor, kürküne yeni gömülür siliniyordu. Adnan Maliye Nazırı’nın göğsüne sokulmuş, başını omzuna koymak, ağlamak istiyordu. İkisi de iki çocuk kadar güzeldiler.
Sayfa 183·Kitabı okudu
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Tarım Devrimi’nden sonra büyüyen toplumlarda birlikte yaşamayı mümkün kılabilmek için yeni davranış kurallarına gerek vardı. İnsanların hemcinsleriyle her karşılaştıklarında yumruklaşmaya başlamadıkları toplumlarda üste çıkacaktı. Yeni görgü kurallarıyla bunun önüne geçilebilirdi ve bu kurallar tanrı ya da doğaüstü güçlerle bağdaştırılırsa insanların uyması sağlanabilecekti. Nüfus patlaması nedeniyle toplum içinde hiyerarşi oluşmuştu ve din, mevcut farklarını meşrulaştırmada kullanılıyordu. Bunun yanı sıra din adına başkasına ya da başkalarına ait toprakların ele geçirilmesi de mümkündü (haçlı seferleri ve günümüzün cihatçılık hareketi buna örnek olarak verilebilir).
Sayfa 231·Kitabı okudu
Alıntı
İstanbul’da üç şapka vardır. Çamlıca tepesinden evel bu üç şapka görülür. Reji’deki Rambert’in, Düyun-ı Umumiye’ci Berje’nin, Şimendiferci Hügnen’in kafasında duran üç serpuş! Bu üç şapka, bu üç kafadan bazan kaldırma iner, bazan bulutlara fırlar; şimdiki ikisi elde bir tanesi havada durur. Osmanlı İmparatorluğu denen o adaşsız üç şapkadan ikide eder. Hidayet’in konağına bu üç şapkadan biri girdiği gün Hidayet yerlere kadar eğilir. Kafasının durduğu yerde beli titrer. Bu üç adamdan birine bir gün Hidayet, dostu Sacit’i ‘Türk olmayan Türk!’ diye takdim etti; Sacit, ‘Haddim değil, son ekselans bana daima iltifat ederler’ dedi. Ve ertesi gün Sacit o şapkanın dairesinde kalem şefi oldu.
Sayfa 76·Kitabı okudu
Alıntı
... Şimdi borcun Fransızca’sını dinlemeden, Rambert, istenilen paranın ne kadar olduğunu Nuri Bey’den, o da Nazır’dan sordu: Nazır, küçük diline dolanan bir sesle cevap verdi: “Beş yüz lira!” Nuri Bey sakalına kadar sapsarı oldu. O gün devlet hazinesinde beş yüz lira yoktu; Osmanlı İmparatorluğu altı yüz senelik sakalıyla dileniyordu.
Sayfa 56·Kitabı okudu
Alıntı
Tarih öncesinin izlerine diğer bir örnek, çalıştığımız yerde yeni işe alınan biriyle neden el sıkıştığımız konusunda İsrail’de yapılan bir araştırmadır. Araştırma kapsamında gerçekleştirilen gizli video çekimlerinden el sıkışanların çoğunun bunu yaptıktan sonra bilincinde olmadan kendi ellerini kokladıkları ortaya çıkmıştır (internette hoş görüntüler mevcut). Bu mekanizma henüz bütünüyle açıklanmasa da elini sıktığımız kişinin el kokusunun bu kişinin o anda ne hissettiği konusunda bilgi verebileceği şeklinde bir varsayımdan yola çıkılmaktadır. “Korkak” bir koku bu kişinin bir şeyi gizlemeye çalıştığı anlamına gelebilir. Biriyle tokalaştığınızda bunu aklınıza getirin bakalım.
Sayfa 163·Kitabı okudu
Tarih