Ünsüz Düşünür

Gelenekçi ile modernleşmeden yana milliyetçi çatışacaktır. Sömürgecinin çıkarı, geleneksel düzenin kalması; milliyetçinin isteği ise, geleneksel düzenin değişmesidir. Bu nedenle, işin sonunda geleneksel güçlerin, milliyetçiliğe karşı sömürgeci ile birleşmesi tehlikesi vardır. Nitekim Enver Paşa, «Turan İhtilâl Ordusu Türkistan Cephesi Kumandanı ve Emir-i Leşker-i İslâm-ı Buhara» diye imza attığı son Turan denemesinde bu dramı yaşar. Turan Savaşı’nı, Buhara Emiri’nin adamlarıyla verecektir. Emir, Çarlık Rusyasının adamıdır. Şimdi de İngilizlerden destek görmektedir. En büyük düşmanı «cedid» (yenilikçi) denilen milliyetçi aydınlardır. Enver Paşa ve İttihatçılar da «cedid» idiler. Ne var ki, Emir’in adamları Enver Paşa’dan Bolşeviklerden çok, «cedid»lerle savaşmasını isterler! Enver Paşa, 1 Aralık 1921 günü karısına şunları yazar: «Göktaş’ta sabah namazından sonra, senin ve yavrularımın fotoğraflarınızı yakarak ağladım. Bura halkı çok bağnaz. Aleyhime boyuna propaganda yapılıyor. Bağnazlığa dokunan herşeyi ortadan kaldırmak için yanımda bulunan yapıtları da yaktım. Sizin resimleriniz de böylece yandı. Bana asıl işin şu olduğunu söylüyorlar: — Ben yalnız Ruslarla değil, asıl cedid’lerle savaşmak zorundaymışım... Doğrusu, eğer imanlı olmasam, işin sonundan ürküp pişman olurdum. İnşallah iyi olur...»
Sayfa 93·Kitabı okudu
Tarih
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Hindistan’ın müslüman aydınları ve hattâ başta Gandi ve Nehru* olmak üzere milliyetçi Hindu liderler, Türkiye’nin kaderiyle yakından ilgilenmişlerdir. Bir müslüman Hintli, bu tutumu şöyle dile getirmektedir: «Bir zamanlar, birçok müslüman devletler ve krallıklar vardı. Bunlardan birisi ortadan kaldırıldığı zaman fazla bir üzüntüye kapılmıyorduk… Türkiye, İslâm devletlerinin en sonuncusu ve en güçlüsüdür. Yahudiler gibi vatansız insanlar olacağımızdan korkuyoruz.»**
Sayfa 88·Kitabı okudu
Tarih
İngiltere’yi İttihatçılar karşısında çekimser davranmaya iten başka bir önemli neden, milliyetçi hareketin ve Meşrutiyet’in Türkiye’yi güçlendirmesi ve bunun Hindistan ve Mısır gibi İngiliz sömürgelerinde bağımsızlık mücadelelerine yol açması korkusudur. Bu sömürgelerdeki müslümanlar, Halife’ye bağlıdırlar; şimdi bunlar Meşrutiyet’le Halife’nin ülkesinin güçlendiğini ve geliştiğini görürlerse, aynı yola gitmek isteyeceklerdir. Nitekim İngiltere Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey, 31 Temmuz 1908 günü, yani Meşrutiyet’in ilânından bir hafta sonra, İstanbul’daki Büyükelçiye şu dikkat çekici görüşleri yazar: «Ola ki Türkiye gerçekten meşrutiyet kurar ve onu yaşatıp güçlendirirse, bunun sonuçları şimdiden hiçbirimizin kestiremeyeceği ölçüde olur. Bunun Mısır’daki etkileri müthiş olur ve ta Hindistan’da dahi kendini duyurur. Şimdiye kadar müslüman uyruklarımıza daima diyebildik ki, dinlerini başkan (Halife) tarafından yönetilen ülkelerde şefkatli olmayan bir istibdat vardır, oysa bizim istibdadımız şefkatlidir ve iki yönetimi karşılaştıran müslüman uyruklarımız bize bunu çok kere itiraf etmişlerdir. Fakat eğer şimdi Türkiye’de meclis açılırsa, Mısır’da meşrutiyet isteği çok kuvvetlenecek ve bizim ona direnme gücümüz çok azalacaktır.»
Sayfa 54·Kitabı okudu
Tarih
8/10
·327 syf.·
Beğendi
·
5 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 22:36
·
2026 9. kitabı
Aziz Nesin
8.9/10 · 8,3bin okunma
Bu köylünün hepsi de İstanbul hanlarında, apartmanlarında kapıcı durmuşlar, o hanların, apartmanların kaloriferli, mavi, pembe, beyaz fayans döşeli helalarını yıkayıp temizlemişler. Ama köylerine dönüşlerinde-kendilerine helâ yapmamışlar. Neden? Neden böyle, diye hiç düşünüyor muyuz? Görgüsüzlük desen; değil, işte helanın en güzelini yıllarca görmüşler, temizlemişler, kullanmışlar da... Ama yine de kendilerine helâ yapmıyorlar. Görmek, tek başına bir işe yaramıyor. Kişinin, o gördüğünü alacak, benimsiyecek bir düzeye yükselmesi gerekiyor. O yere yükselmedikçe, ne görse boş... Bunlar; yıllarca temizledikleri helaların, kendileri gibi insanlar için değil, yalnız kapıcı, odacı durdukları han ve apartmanlarda yaşayan insanlar için olduğunu sanıyorlar. İşte biz bu halka «akıllı, bilgili, anlayışlı, sezgili» diyoruz. Yalan. Onları da, bizi de kandırmışlar, aldatmışlar. Biz de o yalanlara aldanıp körü körüne halk dalkavuğu olmuşuz. Acı gerçekleri öğrensek, öğretilmeden, eğitilmeden, halkın bilgili, anlayışlı olamayacağını kavrasak, o zaman ne yapmamız gerektiği üzerinde düşüneceğiz. Ama «Halk bilir, anlar» deyince düşünceye yer kalmıyor artık...
Sayfa 281·Kitabı okudu
Alıntı