Kendini bildi bileli utanırdı Hektor. Kendinden, ailesinden, çocukluğunun geçtiği kasabanın dışında, herkesinkinden ayrı, deniz kenarında tek başına duran taş evlerinin yalnızlığından. Dünyaya tepeden bakan tavrının gerisindeki ezikliğini zaman zaman fark eden olduysa da onun bundan hiç haberi olmadı ve giderek kendisinin tek ve eşsiz olduğuna kendi de inanır oldu.
Sonradan, Hektor'un mitolojide "zayıfın koruyucusu" olarak tanımlandığını öğrendiği delikanlılık çağında, adıyla ilişkisi beklenmedik bir dönüşümden geçerek hızla değer kazanmıştı.
Yaşadığı şey korku değildi, dünyasızlık denilebilirdi belki. Önce kimliğin, sonra da benliğin yok oluşunu getiren dünyasızlık. Sonundaki caddedeki kalabalığı daha dikkatle inceleme yüreğini buldu kendinde. Dünyalarını anlayamaz olduklarında kendilerini de tanımlamakta zorlanan insanların yaşadığı hiçliğe katlanamayıp.
Başka dünyalar, farklı insanlar, arada bir limana uğrayan gemilerdeki tayfaların anlattıklarından saptırılarak üretilmiş hikayelerden esinlenen düşler.