Fatih

Fatih
@Fatih50a
Nilüfer / Bursa
Nevşehir, 1 Ocak 1984
63 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
Herhangi bir özelliği varmış gibi göstermek, bununla çalım satmak, bu özelliğe sahip olmadığını kendi kendine itiraf etmektir. Çalım satılan şey ister cesaret ya da bilgelik olsun, ister zihin ya da espri ya da kadınlardan yana şanslı olmak olsun, isterse de zenginlik ya da seçkin bir konum olsun, buradan, o kişide tam da bunun eksik olduğu sonucu çıkarılabilir: Çünkü bir özelliğe gerçekten eksiksiz bir biçimde sahip olan kişinin aklına, bunu ortaya koymak ve bununla çalım satmak gelmez; o, bu konuda bütünüyle sakindir. "Tıngırdayan nalın bir çivisi eksiktir" diyen İspanyol atasözünün anlamı da budur.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İnsanların çoğu öyle özneldirler ki, esas olarak kendilerinden başka hiçbir şey onları ilgilendirmez. Bu yüzden, söylenilen her şeyde hemen kendilerini düşünürler ve kendileriyle her rastlantısal ve uzak ilişki bile tüm dikkatlerini üzerine çeker ve onları meşgul eder; öyle ki, konuşmanın nesnel konusunu anlayacak güçleri kalmaz; aynı şekilde, hiçbir neden, ilgilerine ya da kendini beğenmişliklerine uymayan bir şeyi onlara kabul ettiremeyecektir. Bu yüzden, böyle kişiler öyle kolay dalgınlaşırlar, öyle kolay incinirler, gücenirler ya da üzülürler ki, onlarla, hangi konuda olursa olsun nesnel bir biçimde konuşulduğunda, söylenilen şeyin insanın karşısındaki gerçek ve yumuşak benlikle olası herhangi belki de zararlı ilişkisine yeterince dikkat edilemez: Çünkü onlar sadece buna önem verirler, başka hiçbir şeye değil; ve onlar başkasının konuşmasındaki doğru ve uygun ya da güzel, ince olana, espri taşıyana karşı duyarsız ve duygusuzlarken, kendi küçük kibirlerini inciten en uzak ve en dolaylı bir şeye ya da son derece yapmacık benlikleri üzerinde herhangi zararlı bir yansıması olabilecek bir şeye karşı bile son derece duyarlıdırlar.
Sabır ve Hoşgörü
İnsanlarla daha iyi başa çıkabilmek için, sabrımızı önce cansız nesneler üzerinde sınamamız gerekir. Cansız nesneler, mekanik veya fiziksel zorunluluklar nedeniyle bizim hareketlerimize direnç gösterir. Örneğin, sıkışmış bir kapı veya düşen bir obje gibi durumlar, sabrımızı zorlar. Bu tür nesnelere karşı sabırlı olmayı öğrenirsek, bu becerimizi insanlara da aktarabiliriz.İnsanlar bazen bizim için bir engel oluşturur, tıpkı cansız nesneler gibi. Ancak, onların davranışlarının da kendi doğalarından kaynaklandığını anlamak önemlidir. Bu yüzden, insanlara kızmak, yolda karşımıza çıkan bir taşa kızmak kadar anlamsızdır. Taşın doğası gereği yolda olduğunu kabul edip kızmak yerine, nasıl onu aşmamız gerektiğini düşünüyorsak, insanların davranışlarını da onların doğasının bir sonucu olarak görüp, hoşgörüyle yaklaşmalıyız. Bu yaklaşım, sabır ve hoşgörüyü daha da geliştirmemize yardımcı olur. (Yaşam bilgeliği üzerine aforizmalar)
Schopenhauer'a göre mutluluk peşinde koşmak, ahmaklıktır. Çünkü asıl olan, acıdan kaçınmaktır. Örneğin insan, tüm bedeni sağlıklı ve sıhhatliyken parmağı kırıldığında odak noktası bedeninin sayısız fonksiyonunun yerinde, zamanında ve sağlıklı çalışması, yani bedeninin esenliği ve mutluluğu değil, kırılan küçük bir parmağı olur. Bu da gösteriyor ki mutluluk, uzun süre duyumsanabilecek gerçek bir haz olamaz. En küçük sarsıntıda yok olmaya mahkumdur. Bu açıdan mutluluk hayali, acı ve sıkıntı ise gerçektir. Bu durumda, akıllı bir insan haz peşinde koşarken bedel ödeyen, acı ve ızdırap çeken olamaz. Aksine, hazlardan vazgeçmek pahasına da olsa acıdan kaçınmak, yapılabilecek en akıllıca şeydir. Esasen mutluluk dediğimiz şey onu elde ettiğimizde büyüsünü zaten kaybedecek, ilk arzuladığımız yerde, arzuladığımız şekilde kalamayacak, onun yerini yine can sıkıntısı başta olmak üzere çeşitli acı ızdırap durumları alacaktır.
Çok mutsuz olmamanın en güvenilir yolu, çok mutlu olmayı istememektir.