Ayrılmak zorunda bırakıldığım o soylu ve herkesin saygıyla söz ettiği kentin anımsanmasına neden olduğum sıralar, annemle babam da aralarında olmak üzere ülkemin insanlarının, onları yalnızca ölümün ve utancın beklediği o günlerde, bir ordunun onları kurtarmaya geleceğine inanacak kadar kör oluşları üstünde uzun uzun düşünmekten kendimi alamadım.
“Atatürk’ün izinde her adım, geleceğe atılmış bir umut tohumudur. Peki tohumlarımıza yeterince özen gösterdik mi?”
Özellikle ülkemizde son zamanlarda artan orman yangınları, müdahalede ki yetersizlikler, ülkenin geldiği vahim durum beni tekrardan bu kitaba döndürdü. Atatürk, bir ülkenin sadece sınırlarını değil, ormanlarını, dağlarını, geleceğini de emanet etti bu millete. Ama biz o emaneti bir arpa boyu bile ileri taşıyamadık. Aksine, duman duman geri verdik toprağa. Yanan sadece çam değil; sessizlikle karşılanan adaletsizlik, hoyratlık, sorumsuzluk da alev aldı.