Çok doğru. Kendimizde olana şaşırmak sınırlarımıza çarpmaktır. İçimizdeki ilkel, çılgın, tutkulu, hırslı, yıkıcı, soytarı, şeytani, düzenbaz, zavallı, muhtaç veya ahlaktan yoksun taraflarımızla bu sayede karşılaşırız. Zannettiğimiz kadar normal ve ölçülere uygun olmadığımızı bu sayede öğreniriz. Rüyalar, kurgular, fanteziler, kaçamaklar... Bütün bunlar kendimizi parça parça tanımamızı, bilmemizi ya da sezmemizi sağlar. Bazen de gerçek hayatta bilmediğimiz bir yanımızla aniden çarpışarak karşılaşırız. Canımız yansa da yapacak bir şey yoktur. Oradadır ve karşımıza çıkmıştır. Şaşıra şaşıra kendini tanımak ilkel doğasından kurtulduğunu sanan insanın yazgısıdır. Hayvanlarda böyle bir şey yoktur, onlar doğalarından uzaklaşamadıkları için kendilerine şaşırmazlar ve değişmeye de çalışmazlar.
Üst anlam kavramını es geçen bir psikiyatr, eninde sonunda hastalarına karşı mahcup olacaktır. Tıpkı 6 yaşındaki kızımın beni şu soruyla utandırması gibi: "Neden tanrının iyi olduğunu söylüyoruz?" ona demiştim ki: "birkaç hafta önce kızamık geçirdin ve Tanrı iyi olduğu için seni tamamen iyileştirdi." Küçük kız ise bu cevaptan memnun olmadı: "İyi de Baba unutma ki bana kızamık'ı gönderen de oydu."
Etkin bir yaşam insanın üretken çalışmanın değerlerini fark etmesini sağlarken, daha pasif bir yaşam sürmek güzellik, sanat ve doğayı deneyimlemenin tatminini sunabilir ancak hayatta yaratımdan da, zevkten de yoksun olan ve yüksek ahlaktan başka bir şeyin bulunmadığı bir yaşamda da amaç vardır. Adını koymak gerekirse bu, insanın dışsal güçler tarafından zaptedilmiş varoluşuna yönelik tutumudur. Yaratıcı bir yaşam ve zevkler onun elinden alınmıştır ama anlamlı olanlar, sadece yaratıcılık ve zevk değildir. Yaşamda gerçekten bir anlam varsa, o halde ıstırapta da bir anlam olmalıdır. Istırap, kader ve ölüm gibi yaşamın alaşağı edilemez bir parçasıdır. Istırap ve ölüm olmadan insan yaşamı tam olmaz.