Yararlı bir sevgiyle… yakınlarınızı hep artan bir çabayla sevmeyi deneyin. İçinizdeki sevgi çoğaldıkça Tanrı’nın varligini da, ruhun olmezligine de aklınız yatmaya başlar.
Çok budalayız.
"Hayatını aylaklıkla geçirdi," deriz: "Bugün hiçbir şey yapmadım." Ne? Yaşamadııı mı? Sadece en temel değil aynı zamanda en görkemli meşgalen bu. ''Beni büyük
bir işin başına getirseler onlara ne yapacağımı gösterirdim." Hayatını kurmayı ve yürütmeyi başarmışsan dünyadaki en
büyük işi yapmışsın demektir. Bir insanın kendini göstermesi,öne çıkması için tabiatın talihe ihtiyacı yoktur; tabiat bütün
safhalarda. hem perdenin arkasında hem perdesiz kendini ortaya koyar. Adabına göre yaşamayı becermişsen kitap ardına kitap yazanlardan çok daha fazlasını yapmışsın demektir.
Nasıl istirahat edeceğini bilmişsen, şehirler, imparatorluklar
fethetmişlerden daha fazlasını başarmışsındır.
MONTAIGNE
Hayatım bu şekliyle tatminkar değilse onu
ne şekilde değiştirecektim? Hangi ilke doğrultusunda?
Bu noktada hayatımı o zamana kadar hangi ilkelere göre yaşadığımi düşünmeye
başladım. Bunları ortaya çıkarabilirsem ileride neden kaçınmam gerektiğini de anlayabilirdim. O sırada farkında
olmasam da çok önemli bir adımdı bu, çünkü kendimi yapmam gerektiğini düşündüğüm şeyleri yapmaya zorlamak yerine ne yapmakta
olduğumu sorgulamaya başlamıştım. Kendi deneyimlerimin farkında olmaya çalışmak gibi görünüşte basit bir eylemin beni
nerelere götüreceğini hiç bilemezdim.
İlk teşebbüsüm, neleri hedeflediğimi bulmaktı: işinde iyi olmak,insanların hoşuna gitmek, popüler olmak, hiçbir şeyi kaçırmamak,kendinden bekleneni yapmak, insanları yarı yolda bırakmamak,
insanlara yardım etmek, mutlu olmak. Bu konuda düşünmeye başlar başlamaz benim için elde edilmesi en önemli olabilecek
amaca ulaşmamın mümkün olmadığını gördüm, çünkü hayatım bu amaçlardan sadece biri tarafından değil hepsinin plansız bir karışımı tarafından belirleniyordu. Dümensiz, pusulasız sürüklendiğimi,
adetlerin, geleneklerin, modanın etkisiyle oradan oraya savrulduğumu, arkadaşlarımın, ailemin, hemşerilerimin, atalarımın
sorgulamadan kabul ettiğim ilkeleri tarafından yönlendirildiğimi fark ettim. Bunlar insanın hayatı için güvenilir kılavuzlar
mıydı? Öyle olduğunu söylemeyeceğim çünkü etrafımda her yerde eski usüllerin yetersiz kaldığını ve bir kenara bırakıldığını gorüyordum. Bizi savaşa sokmuş bir toplumsal geleneğin buyruklarına
karşı duyduğum güvensizlik bir yana, o toplumsal geleneğin sesi öyle karman çormandı ki benden ne yapmamı, nasıl bir hayat sürmemi istediğini bile anlayamıyordum. İyi de başka ne vardı?
Baska insanlar gibi davranmayacaksam ya da benden beklenenleri yapmayacaksam geriye hangi kılavuz kalıyordu'?
Öğrendim ki asıl kolay
olan insanın gerçekten sevdiği şeye gözlerini kapamasıymış, kendi
ihtiyaçlarini başkalarından hazırlop kabul etmesiymiş, değerleri
Günbegün kalburdan geçirmekten kaçınmasıymış. Son olarak,
Kendisinin zanettiğinden çok daha aptal olduğunu anlamaya hazır
olmayan kimse bu deneye kalkışmasın.
Hiç korkmamış olsaydım keşe.
Hiçbir korkuyu tatmamış olsaydı bilincim ve bedenim.
Korunmaya ve savunmaya gerek duymasaydım.
Korkuyu bilmeyen canımın istediği gibi davranıp, korkuyu
bilmeyen canımın istediği gibi konuşsaydım.
Gerçekten nefes alabilseydim her an.
Gerçekten yaşayabilseydim.
Ben olsaydım sadece, en doğal halimle.
Ger çekte yaşayabilseydim keşke.
Öyle uyansaydım her sabah; öyle tat alsaydım, öyle
dokumaydım, öyle koklasaydım tüm kok
ulan, öyle
duysaydım sesleri... Öylece, k endime özgülüğümle ve
özgünlüğümle olsaydım bu dünyada, bu rüyada.
Kendine özgü, özgün ve özgür .
Var olsaydım.
Olabilir miyim?