" Bir şeyi çok fazla istemek iyi değildir. Bazen şans ters dönebilir yoksa. Ayarında istemeyi bilmeli kişi, Tanrı ile ya da tanrılarla iyi geçinmenin yolunu bulmalı."
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
Elinde doksandokuzluk tesbihi, başında devetüyünden örülmüş takkesi, sivri sakalıyla zalim Abdi Ağa ve zalimin zulmünden kaçış yolu arayan İbrahim'den olma Döne'den doğma Mehmet'in hikayesi ile başlayan o müthiş eser!
Pancar Hösük : merhamet
Abdi Ağa, Deli Durdu : kibir
Döne : çaresizlik
Hacer : masumiyet
Topal Ali : zaaf
Süleyman : kurtarıcı baba
Cabbar : dostluk ve daha nice karakter ayrı ayrı anlamlar barındırır. Eşkiyanın ağaya kafa tutması gibi görünen ama aslında korkunun ezen gücünde köy halkının zülmedenden yanalığındaki çaresizliktir aslolan.
Anlatılamayan okurken yaşanan bu eser ile ayağını delik deşik eden çakırdikenlerini kim yakmak istemez ki?
El değer etek değmez : çarçabuk
Satlıcan : ölümcül akciğer hastalığı
Yüze konan sineğin 40 parça olması : aşırı asık surat
"Kapıya oturmuş kurar araba
Bugün efkarlıyım gönlüm haraba
Kitaplar getir de yeminler edem
Senden gayrisine demem merhaba" S.34
"Eşkiyayı korkuyla sevgi yaşatır. Yalnız sevgi tek başına zayıftır. Yalnız korkuysa kindir." S.68
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
1952 öncesi sonrası Mısır'ın ağırlıklı olduğu, bir yönetici ile halk arasındaki hastalıklı ilişki olan diktatörlüğün alametifabrikasını (ayırıcı özellik/nitelik) anlatan yazar aslında sezdiğimiz, kısmen de bildiğimiz gerçekleri derli toplu olarak bir araya getirmiş. İnsan sahip olmadığı bir şeyi özleyemeyeceği gerçeğinde bir tiranın peşinden giden makul vatandaşın özelliği bu kadar güzel anlatılabilirdi. Herkesin okurken kendi heybesinde öz değerlendirmelere gebe olabilecek bir eser. Diktatörlük Sendromunun ortaya çıkış şeklinden, seyrine, önlenmesine giden süreç içerisinde diktatör ve onun peşinde koşan halkın psikolojik alt yapılarına da değinilmiş yelpazesi geniş bir çalışma.
" Bir diktatörün etkisi altındaki insanlar akıl hastalarına benzer: özgürlüğe ihtiyaç duymadıkları için özgürlük mücadelesine girişmezler ve bir yandan koruyup öte yandan iradesini teslim ettikleri diktatörün olmadığı bir hayatı düşünemezler." S.21
"İlkelerden söz etmek kolaydır ama onları savunmak pahalıya mal olabilir." S.27
" İlan edilen gerçeklik ile hakikat, varsayım ile pratik, söz ile icraat arasında daima çelişki vardır. Otoriteryen toplumda hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Siyasetteki riyakârlık giderek tüm alanlara yayılır ve yozlaşma kavram olmaktan çıkıp pratiğe dökülür. Kelimeler farklı anlamlara bürünürken sapkınlık olumlu bir içerik kazanır. Riyakârlık erdeme dönüşür; sınavlarda kopya çekmek 'yardımlaşma' sayılır; korkaklık bilgelik, rüşvet vermek zekâ göstergesi kabul edilir. Diktatörlüğün verdiği en büyük hasar toplumdaki tüm hakkaniyet kurallarının çiğnenmesidir, bu yüzden dikta koşullarında eylemler her zaman mantıki