📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
Bazı kitaplar vardır hacmi az, bir solukta okunacak; ama bu onlardan değil tabi ;)
Ölümün eşiğinde adım adım ilerlerken kasvetin sarıp sarmaladığı, metoforların içiçe geçtiği, zaman algısını darma duman eden bir döngünün içinde hapsoluyorsun. Yazarın gölgesine hitabındaki monologda, bir çemberin içinde dönerken biraz yön değiştirip başka bir çemberin içinde buluyor insan kendini. Döngüye kapılıp hem aynı çember, hem de o çemberin bir uzantısı olan başka bir çemberde yol alırken son anda merkeze ulaşıyorsun. Bu kısım Jung'un gölge kavramı hakkında biraz bilgi sahibi olmayı gerektiriyor. Zira yazarın yaşantısı roman kahramları kadar uç değil ama bastırılmış gölgelerin yansımasıdır. Metofor karakterler birbirinden bağımsız gibi görünürken birden içiçe geçiyor; kim kimdi, kim neyi simgeliyoru düşünürken yorucu bir okuma süreci oluyor. Hazırlıksız ilk okumada algılanabilmesi güç oldu benim için, malum İran edebiyatına damga vurmuş kült bir eser. Yazarın hayatı ve birkaç makale incelemesi sonrası ikinci okuma daha verimli geçti. İki farklı çeviriden okuyarak anlamlandırmaya çalışırken hazmedebildim mi muallak!
Kırmızı Kedi çevirisi ile YKY çevirisi arasında oyumu YKY'dan yana kullanıyorum.
YKY çeviri:
"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar. Kimseye anlatılmaz bu dertler, çünkü herkes bunlara nadir ve acayip şeyler gözüyle bakarlar. Biri çıkar da bunları söyler ya da yazarsa, insanlar, yürürlükteki inançlara ve kendi akıllarına göre hem saygılı hem de alaycı bir gülüşle dinlerler bunları. Çünkü henüz çaresi de, devası da yok bu dertlerin." S.15
Kırmızı Kedi çeviri:
"Öyle
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
Bazı kitaplar vardır hacmi az, bir solukta okunacak; ama bu onlardan değil tabi ;)
Ölümün eşiğinde adım adım ilerlerken kasvetin sarıp sarmaladığı, metoforların içiçe geçtiği, zaman algısını darma duman eden bir döngünün içinde hapsoluyorsun. Yazarın gölgesine hitabındaki monologda, bir çemberin içinde dönerken biraz yön değiştirip başka bir çemberin içinde buluyor insan kendini. Döngüye kapılıp hem aynı çember, hem de o çemberin bir uzantısı olan başka bir çemberde yol alırken son anda merkeze ulaşıyorsun. Bu kısım Jung'un gölge kavramı hakkında biraz bilgi sahibi olmayı gerektiriyor. Zira yazarın yaşantısı roman kahramları kadar uç değil ama bastırılmış gölgelerin yansımasıdır. Metofor karakterler birbirinden bağımsız gibi görünürken birden içiçe geçiyor; kim kimdi, kim neyi simgeliyoru düşünürken yorucu bir okuma süreci oluyor. Hazırlıksız ilk okumada algılanabilmesi güç oldu benim için, malum İran edebiyatına damga vurmuş kült bir eser. Yazarın hayatı ve birkaç makale incelemesi sonrası ikinci okuma daha verimli geçti. İki farklı çeviriden okuyarak anlamlandırmaya çalışırken hazmedebildim mi muallak!
Kırmızı Kedi çevirisi ile YKY çevirisi arasında oyumu YKY'dan yana kullanıyorum.
YKY çeviri:
"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar. Kimseye anlatılmaz bu dertler, çünkü herkes bunlara nadir ve acayip şeyler gözüyle bakarlar. Biri çıkar da bunları söyler ya da yazarsa, insanlar, yürürlükteki inançlara ve kendi akıllarına göre hem saygılı hem de alaycı bir gülüşle dinlerler bunları. Çünkü henüz çaresi de, devası da yok bu dertlerin." S.15
Kırmızı Kedi çeviri:
"Öyle
"Istırap, korku, dehşet ve yaşam arzusu, hepsi bitince bitmişti bende. Bana telkin ettikleri dinî inançlardan kurtulmuş, huzura ermiştim. Tek tesellim, ölümden sonra hiçlik ümidiydi; orada tekrar yaşamak düşüncesi içime korku salıyor, beni hasta ediyordu. Ben ki henüz yaşadığım dünyaya bile alışamamışım, bir başka dünya neyime yarardı benim? Bana göre değildi bu dünya; bir avuç yüzsüz, dilenci, bilgiç, kabadayı, vicdansız, aç gözlü içindi; onlar için kurulmuştu bu dünya."