Kitabı ilk kez lise zamanımda edebiyat hocamın zoru üzerine okumuştum. Ama hem istemeyerek hem de yazarın yazım tarzı beni zorlamış olacak ki bitirdiğimi hatırlamıyorum. Yıllar sonra tekrar elime aldığımda çok heyecanlandım. Müsadenizle incelememe başlıyorum.
Öncelikle kitap bana göre çok sürükleyici . İşe giderken,cafede arkadaşımı beklerken,molalarda yani her bulduğum boşlukta okumaya çalıştım. Bu arada karakterlerin ismi yok ve bu benim adıma çok iyi bir detay.
Adamın biri kırmızı ışıkta beklerken kör oluyor ve aklımıza gelen karanlık bir körlük de değil süt gibi beyaz Bir körlük. Çok ilginç değil mi karanlık beni her Zaman korkutur ama beyazdan korkma olasılığını hiç düşünmemiştim. Körlük denince aklımıza direkt gözlerimizin görmemesinin gelmesi çok normal ama kitapta asıl körlük görmeyen gözler değil. Çünkü karakterlerimizden biri bu salgının ortasında gören tek kişi aynı zamanda en çok acı çeken kişi. Tek gören karakteri şanslı ilan edebilirsiniz miyiz yoksa hâline üzülmeli miyiz?Bütün insanlar kör ve ben görmek ister miydim inanın karar veremiyorum sanırım istemezdim.
İnsanı yönlendiren gözleri mi yoksa düşüncelerimi, ruhu mu , karakteri mi? Bu sorunun cevabı için karakterler arasında konuşmalara özellikle dikkat edin derim. Tâbi cevap verebilirseniz.
Dostlar yazar muhteşem, kitap muhteşem. Bol bol düşünüyorsunuz, sorguluyorsunuz empati had safhada. Ben hâlâ ne yapardım diye düşünüyorum. Bir tık baş ağrıtıyor ama dikkat edin :)
İncelememi buraya kadarı okuduysanız teşekkür ederim iyi okumalar dilerim.