Bugün insanlık tarihinin son dönemlerinde en çok can alan, en kanlı, en izahtan uzak hastalığı hiç şüphesiz ırkçılıktır. Herhangi bir topluluğa mensup birisinin, başka bir topluluğa mensup birisinden kendini üstün görmesi kesinlikle bir hastalıktır diyebilmeliyiz hepimiz. Çünkü bu üstünlük taslanması, en nihayetinde iki toplum arasında kan dökülmesine neden olmaktadır. Bu hastalığın bu kadar yaygın olmasının en büyük sebebi, siyaseten çok kullanışlı olan iki alandan biri olması. Bu manipülasyon ile korku diri tutulur, halk sorgulamaktan uzak tutulur.
Peki neyin kavgası bu?
Ne için kavga ettiğimizi biliyor muyuz?
Kim için/Ne için can veriyoruz?
Birbirimizi anlamaya çalışmadan, inandığımız görüşleri sorgulamadan körgörüyle ilerlediğimiz, kanlarımızın döküldüğü yetmedi mi?
Bugünkü tavsiyemiz tam olarak bu soruları soran; ırkçılık, militarizm konusunda önümüzü aydınlatan bir roman:
Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık.
Bu kitabı okuduğunuz zaman herhangi bir ülkenin ismine rastlayamayacaksınız. Hayali bir dünya kurularak yapılan anlatım, yoğun betimlemelerle destekleniyor ve o dünya gözünüzde canlanıyor.
Zıt kutuplarda yer alan Kevok ve Baz'ın karşılaşmasının ve birbirlerini dinlemeyi öğrenmesinin öyküsününü okuyacağız. Ama derinlemesine göndermelerle, tahlillerle ilerliyoruz kitap boyunca.
Hadi gelin bir kitap daha okuyalım, bir mürekkep lekesi bırakalım hayatımıza, kan lekesi olmasın diye bir adım atalım.
Ne dersiniz?