Spoiler değil, eleştiridir!
Amaç yoksa niye ilmi bir kitap yazıyoruz ki?! Bence şiir kitabı yazarsak çok daha iyi! Moda mı olmuş yoksa tasavvuftan yazmak veya herhangi konuların tasavvufta karşılığını bulmak çok rağbet mi kazandırıyor acaba?! Belki de tasavvuf bilmek batılı ilim adamlarına yukardan bakma olanağı sağlıyordur, bilmiyorum?! Ya onların yerinde sen olsaydın, senin yerinde onlar olsaydı?! Kıl gibi titre, şükret!..
Büyük bir sabırla ancak bitirdim. Hevesle, merakla almıştım ve çok iyi de başladı. Sonra gittikçe inanılmaz derecede "kibir kokusu" yaymaya başladı...
Temel sağlam atılmadığında üzerine inşa edilen yapıt da sağlam olmayacaktır. Öncelikle, kitabın psikoloji/psikoterapi cephesinden hareketle yazıldığını belirtmek isterim. Artı tasavvufta eklenerek bu doğrultuda nefs konusu incelenmiş, galibiyet ikinciye verilmiş, insanın maddi boyutu, doğası görmemezlikten gelinmiştir. Ben eminlikle söylemek istiyorum ki, insanın doğası (biyolojisi, fizyolojisi, biyokimyası vb.) dikkate alınmadan ne modern psikoloji/psikoterapi ne de tasavvuf yazılabilir. Yazılsa da işte bunun gibi sağlam temele oturtturulamamış olur. Sadece nefs ve aşamaları, nefs terbiyesi, tasavvufi terimler, anlayışlar dışında kitabı sağlam bulmuyorum ve önermiyorum. Çok şey bilmenin "kibriyle" detaylara inerek apaçık gerçeklere göz yumma durumu sözkonusudur.
450 sayfalık bu kitabın belkide %50 İbni Arabi ve Mevlana Celaleddin Rumi'den alıntılardır. Ben amacın ne olduğunu anlayamadım ama eğer bu alıntılara açıklık getirmek amaçsa yukarıda anlattıklarımı silmiş olayım. Yine de bu iki büyük şahsiyete olan sonsuz sevgim ve saygım da bu kitabı benim "spoiler"imden kurtaramaz. Onlar da peygamber efendimizin (s.a.v), ümmetin "bulanık" [kaynak hadis olarak Mektubat-ı Rabbani'de] diye ifade ettiği
Kimse kimseden bir şeyler istememeli, beklememeli. Hele hele değişmesini hiç.
Biliyor musun ki, ben değişirsem, senin sevdiğin ben değilimdir artık ve sonra beni sevmezsin.
Talâkın bulunmamasının Avrupa milletleri için zararları pek çokdur. Bunun için, 1206 [m. 1792] senesinde, talâkın resmen yasak olduğu Fransada talâk, kanûnlarca tanındı. Ya'ni, talâka izin verildi. 1816 senesinde, papazların çalışmaları ile yine kanûnlardan talâk izni kaldırıldı. Talâka tekrâr kanûnlarca izn verilmesi için, 1830 ve 1264 [m. 1848] senelerinde hükûmet adamları, hukûkcular ve ilm adamları tarafından pek çok gayret sarf edildi ise de, papazların entrikaları galebe çalarak talâkın serbest bırakılması için çalışanlar muvaffak olamadılar.
Sayfa 284 - Hakîkat Kitâbevi / Altmışaltıncı Baskı / Şubat - 2023