Bazı planlarımız vardır veya yapacaklarımız. Deriz ki yarın olsun yapacağım. Yarın olur ve şartların tam olgunlaşmadığını varsayarız. Ve deriz ki kendi kendimize: “Hele biraz daha zaman geçsin.” O zaman geçer durur, ama şartlar bir türlü olgunlaşmaz. Yapacağımız şeyi yapmaya bir türlü cesaretimiz olmaz. Daha iyi anlatabilmek amacıyla kendi mesleğimden bir örnekle yola çıkayım: Mesleğimizde bir kamudan gelenler vardır, bir de özel sektörden. Kamuda çalışan büyüklerimin anlattıkları ve benim gördüklerimden yola çıkıyorum. Ben kamudan gelmediğim için bahsedeceğim örnekteki durumu ben yaşamadım ama buna benzer çok durumla yüz yüze geldim. Kamuda çalışan ve 3 yılın sonunda yeterliliğini alan, ayrıca toplamda belli bir süreyi dolduran kişi, isterse istifa edebilir ve belli bir unvanla özel sektörde kendine ait işyeri açabilir. İşte bu süre dolunca başlar herşey. Ya istifa edilecek, özel sektöre dalınacak, müşteri kovalanacak, gelir gider hesapları yapılacak, işçi çalıştırılacak vs. ya da kalmaya devam edilecek. Sonra başlar beynin oyunları: “tam hazır değilsin, şimdi sudan çıkmış balığa döneceksin, biraz zamanla kendini alıştır, bir yandan bağlantılar kur, sonra istifa edersin” der. Kendimizce beyin haklıdır. Hemen öyle balıklama dalınır mı? Biraz ön hazırlık yapmak lazım. O üç-beş yıl bitmek bilmez, ön hazırlıkla geçer. Sonrasında da çocuklar, okulları, ev, araba… yeni maceralara atılmaya ne gerek var? Çocuklar büyüsün hatta evlensin sonra bakarız! Hakkım baki değil mi? Sonra istifa ederim, deriz. Tabii sonrasında yaş elliye dayanmıştır. Eskisi gibi cevvallik de kalmamıştır. Öyle olunca da mazallah kalp, stres… sonra hayat da kısa, değmez yeni maceralara, der, emeklilik yolunu gözleriz. 65 yaşında emekli olduktan sonra, bir bakarsınız ki: geçen bir ömür… Daha yolun