Bak , ben yaşamımda iki kez âşık oldum. Hem de adamakıllı. Her ikisinde de bunun sonsuza kadar süreceğine , ancak ölümle sona erebileceğine inanmıştım . Her ikisi de sona erdi ve ben ölmedim. Memleketimde bir arkadaş edinmiştim . Yaşadığımız sürece ayrılabileceğimizi bir an olsun düşünmedim ama ayrıldık. Hem de uzun zaman önce.
"Herkesin ruhu kendinindir. Kimse ruhunu başka bir ruhla karıştıramaz. İki kişi buluşabilir, birbiriyle konuşabilir, birlikte olabilir; ama ruhları çiçekler gibidir, her biri kendi bulunduğu yere kök salmıştır, hiçbiri öbürüne varamaz; varmak isterse kökünden kopması gerekir. Bunu da yapamaz. Çiçekler kokularını ve tohumlarını çevreye saçarlar; çünkü birbirlerine ulaşmak isterler; ama bir tohumun konması gereken yere varması için çiçek bir şey yapamaz, bu rüzgârın işidir, o nasıl isterse, nereden isterse öylece gelir, eser, gider."
Sık sık anne ve babam hakkında da yine böyle düşünmüşümdür. Onlar sanırlar ki, ben kendi çoçuklarıyım ve kendileri gibiyim. Ama her ne kadar kendilerine sevgi beslemem gerekse de, gerçekte onlara yabancı, onların anlayamayacağı biriyim. Benim başlıca önemli gördüğüm şeyi, yani ruhumu fazla önemsemez, buna verdiğim önemi gençliğime sayar, yahut benim bir kaprisim gözüyle bakarlar. Öte yandan beni sever, benim uğruma hiçbir özveriden geri kalmazlar. Bir babadan çocuğuna burnu, gözleri, hatta zekası kalıtım yoluyla geçebilir, ama ruhu asla. Her insan yeni bir ruh taşır kendisinde.
(...)insan daha küçük bir çocukken ilerideki yaşamına yön verecek bütün özellikleri içinde taşırmış, bunu değiştirmek elde değilmiş asla, kısaca buna karşı hiçbir şey yapılamazmış.
"...Tanrım, ne güzel şeydir şu ilk denemeler, aramalar, bulmalar!"
"Bana öyle geliyor ki, insan ne kadar öğrense, yine de öğrenmediği çok şey kalıyor."