Özgürlüğü YazmakSimone de Beauvoir
“Özgürlük” kelimesi, 8 harflik dev bir kavram… Özgürlüğe dair sözlerimiz, Adem’den Havva’dan bu yana bitmedi, bitmeyecek.
Richard Bach’ın “Uçmak bir martının en doğal hakkı, özgürlükse varoluşun vazgeçilmez bir parçası” diyerek tanımladığı özgürlük, varoluşumuzun en doğasına en doğal hakkımız. “Özgürlük, ne pahasına olursa olsun hiç bir zaman pahalı değildir. O, hayatın nefesidir. İnsan, yaşamak için neler feda etmez!” M. Gandhi’ye katılmamak mümkün mü? Aynı şekilde “Tutsaklığın, insan kalbine yerleştiğine inananlar yanılırlar. Vücut, bir efendinin emri altına girebilir, hatta onun malı olabilir, ama dimağlar özgürdür. O, hiçbir kayıt ve şart taşımaz, içinde tutuklandığı duvarlar bile onu kapatamaz.” diyen Seneca, özgürlüğün gücünü de vurgulamış olmuyor muydu?
Görmüş olduğunuz gibi Adem’den Havva’dan bugüne “özgürlük” insanlık için önemli bir değer. Kadınların özgürlük çabaları ise, yakın tarihimize dek “eşitlik” kavramıyla eşgüdümlü bir yol izliyor. Kadın özgürlüğünü ve eşitliğini “feministlik kuramı” ile açıklayan Simone de Beauvoir, özgürlük koşucularının başında geliyor. İşte bu dirençli, özgürlük ve eşitlik tutkusuyla dolu Amazon yürekli kadının hayat hikayesini konu alan “Özgürlüğü Yazmak” adlı kitabından söz etmek istiyorum sizlere…
Jacques Deguy ve Sylvie Le Bon de Beauvoir tarafından kaleme alınan “Özgürlüğü Yazmak”; geleneksel normları reddeden, özgürlük savaşçısı ve feminist Simone de Beauvoir’in hayatını anlatan biyografik bir kitap. Kitapta yazarın hayatının yanı sıra eserlerinden alıntılar ve fotoğraflar da yer alıyor. Kitabın yazarlarından Sylvie Le Bon de Beauvoir’in, Simone de Beauvoir’in evlat edindiği manevi kızı olduğunu da özellikle belirtmek isterim.
“Yaşamım kendime anlattıkça gerçek hale gelecek güzel bir masal.” diyen
Özgürlüğü YazmakSylvie Le Bon De Beauvoir · Yapı Kredi Yayınları · 201772 okunma
Baba Evi #y:34
Toplumcu ve realist bir yazar olarak Türk edebiyatında özgün bir yeri olan Orhan Kemal’in hayatından izler taşıyan otobiyografik eserlerinden oluşan “Küçük Adamın Romanı” serisinin ilk kitabını “Baba Evi” oluşturuyor. “Küçük Adamın Romanı” serisi, “Baba Evi”, “Avare Yıllar”, “Cemile”, “Dünya Evi” ve “Arkadaş Islıkları” romanlarını içeriyor.
Romanın baş karakteri “Küçük Adam”, Balkan göçmeni kalabalık bir ailenin 5-6 yaşlarındaki küçük çocuğudur. Doğduğu yıl, babası Çanakkale Savaşı’ndadır. Dedesi, onun doğduğunu babasına çocuğun diliyle; “Ben de dehr'in sitemin çekmeğe geldim dehr'e! (Ben de dünyada dert çekmek üzere doğdum)” diyerek telgrafla bildiriyor. Aile, Anadolu’ya geçtiğinde önce Konya, sonra da Adana’da yaşamaya başlıyor. Konya’da yaşarlarken, babası Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere Ankara’ya geliyor.
Aile, Konya’da Ermeniler’den kalan eski bir evin alt katına yerleşiyor. Ancak, halkın arasındaki bazı kişilerin toplanıp, “gavur hükümeti” olduğunu iddia ettikleri Ankara’ya karşı sokaklara dökülmeleri ve bu esnada yaşanan olaylar nedeniyle Konya günleri, aile için kabusa dönüşüyor. Orhan Kemal, kendisinde de hayat boyu izler bırakan Konya günlerini romanda şöyle anlatıyor;
“Birdenbire bir isyan içinde bulduk kendimizi, yahut da bana öyle geldi. Keçe külâhlı, poturlu insanlar, yerlere kaba kaba basarak koşuşuyorlar, ‘İstemezük, biz bu hükümeti istemezük!’ diye bağrışıyorlardı. Soran olursa, kömürcünün oğlu olduğumu söylememi sıkı sıkı tembih etmişlerdi. Babaannem, babama ait ne kadar kitap, kağıt, fotoğraf, kılıç, tüfek varsa, daha doğrusu Ankara'daki babama ait ne varsa hepsini yatakların pamukları içine, tavan arasına saklamıştı. Alaettin tepesinden atılan kurşunların bizim evin üst kat pencere camlarını kırıp Ermeni mektebine, Ermeni
Baba EviOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20082,762 okunma
İbrahim ÖksüzEvvel Sevda İçinde
Masallar, nasıl başlar? Bir çocuğun hayal dünyasına hangi masal kelimeleriyle girebilirsiniz? “Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak ülkelerin birinde….”
Peki şiirler? Dize dize ezberlediğimiz şiirler?
Masalsı şiirler okumak ister miydiniz?
Çocukluğunuzu düşleyin. Masal kurgusuyla yazılmış, bir çocuğun hayal dünyasına uzanan masallardaki gibi şiirler okuyup, içinizdeki çocuksu duyguları canlandırıp, huzura kavuşmak güzel olmaz mıydı?
İbrahim Öksüz’ün “Evvel Sevda İçinde” adıyla yayınlanmış şiirlerini, Kollektif Kitap okurlarla buluşturuyor. Şiir tutkusu olan, şiirin edebiyattaki haklı yerine sahip çıkanlar için “Evvel Sevda İçinde”, şair İbrahim Öksüz’ün 17 yıllık şiir öyküsünü içerisinde barındırıyor. Varlık, Adam Sanat, Milliyet Sanat, Kybele, İnsancıl ve İblis gibi edebiyat dergilerinde yayınlanmış şiirlerinin derlendiği “Evvel Sevda İçinde”, her dizesi bir nota edasıyla ruhunuza işlenen şiirlerden oluşuyor. Dizeler; kimi zaman masalsı kurguyla, kimi zaman romantik duyguyla, kimi zaman da devrimci ruh haliyle sıralanıyor.
“Bir varmış bir yokmuşlara, en çok da aşkın en eski masal olduğuna yürekten inanan” bir şairin,
Portakalla erik
meyve olmanın dışında
birbirini tanımaz
Portakal eriğe gecikir
Erik portakala geç kalır
dizelerini okurken şiirdeki masalsı kurgunun etkisinde kalıyorsunuz.
Yüreğim çölgeçen hanı olsa gerek
neden hepyek
Senden güzel bir aşk şarkısı
olabilirdi belki diyorsun
neden bunca keder
Kimse kuşları terk etmez biliyorsun
Dizelerinde ise dizeler romantik bir ruhla sesleniyor size…
Yalnızlık TerapisiDilek Kırcaoğlu
Edebiyatımızın ‘yalnız adamı’ Sait Faik Abasıyanık'ın da bir öyküsünde “Yalnız başına olan insan kadar büyük adam yoktur” dediğini ve yalnızlığı yücelttiğini bilirsiniz. Yalnızlık insana güç verir. Kaleminiz de güçlenir böyle anlarda, kelimeler kendiliğinden sıralanıverir, duygu yüklü cümlelere dönüşür. Depresif bir duygudur yalnızlık ama bir o kadar da kendi yalnızlığımızda güçlenir, kendi yalnızlığımızda büyürüz.
Yalnızlığı konu alan kitaplardan biri de Dilek Kırcaoğlu’nun ‘Yalnızlık Terapisi’ adlı kitabı. “Yalnızlık dokunulmaz değildir… Cüret etmek gerekir!” diyen yazar Dilek Kırcaoğlu, “Yalnızlık Terapisi”nde yalnızlığın yol açtığı depresif durumlardan nasıl çıkış yapılabileceğine dair diyaloglara ve terapi deneyimlerine yer veriyor.
Yalnızlığı “umursanmazlık ve kimsesizliğin bulunduğu yer” olarak tanımlayan yazar; yalnızlığın, terk edilmişlik ve bırakılmışlık eşliğinde geldiğini ifade ediyor. Yalnız kalmanın da aslında bir ihtiyaç olduğunun da vurgulandığı kitapta, “kendine saygısı olanların son direniş durağıdır yalnız kalma ihtiyacı… Kendine yapılan bir yolculuktur aslında çıkışın anahtarı. Yeni yeni bakış açıları edinmektir, hem bir rehberle hem de kendinin rehberliğinde..” deniliyor.
Kişilerin yalnızlık sürecinde sorunlarıyla yüzleşmeleri gerektiğinin vurgulandığı kitapta, bir danışmana gerek duyulmakla beraber kişinin, öncelikle kendinin rehberi olabilmeyi öğrenmesi gerektiği savunuluyor.
“Yalnızlık Terapisi” kitabının arka kapağından;
Bu kitap, küllerinden kendini doğurmak isteyen herkes için yazıldı.
Bu kitap, kelebek olmaya hazırlanan tüm tırtıllar için yazıldı.
Bu kitap, farkındalığı “seçen” herkes için yazıldı.
Bu kitap, kendi içinde yol almak isteyen herkes için yazıldı.
Bu kitap; sevgiyi, aşkı, birliği, içinde yaşayan, yaşamak
SerenadZülfü Livaneli
2. Dünya Savaşı'nda tarafsız olabilmeyi başarmış olmanın yanı sıra Türk pasaportu vererek birçok Yahudi'yi Nazi zulmünden kurtaran Türkiye, yine aynı dönem yaşanan bir başka acıya ise seyirci kalmak zorunda bırakılıyor. “Struma Faciası” olarak yakın tarihimizde yaşanan bu olayda; 2. Dünya Savaşı sırasında Romanya’nın Köstence limanından aldığı 669 Yahudi yolcusunu Filistin’e götürmek üzere Karadeniz’e açılan "Struma" adlı geminin, motoru arızalandığı için bir süre İstanbul’da Sarayburnu’nda bekletildiğini, ancak siyasi bir krize yol açmamak için gemidekilerin karaya inmesine izin verilmediğini, bir süre sonra ise arızalı olarak römorkörle çekilip, Karadeniz’e sürüklendiğini ve Şile açıklarında da yolcularıyla birlikte kaderine bırakıldığını, 2.5 ay sonra da Rusya tarafından batırıldığını biliyoruz.
"Struma Faciası"nı acılı bir aşk öyküsü çerçevesinde ele alan Zülfü Livaneli, "Serenad" adıyla yayınlanan romanında yakın tarihimizde yaşanan bu dramı okuyuculara aktarıyor.
Romanın ana kahramanları; Maya Duran ve Prof. Maximillian Wagner...
İstanbul Üniversitesinde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran, eşinden ayrılmış ve oğlu Kerem ile birlikte yaşamaktadır. Günlük koşuşturmacalardan bunalmış olsa da Maya'nın aslında tekdüze bir hayatı var.. Romanın ilerleyen bölümlerine Maya Duran'ın babaannesi Semahat Hanım'ın Ermeni asıllı, anneannesi Ayşe Hanım'ın da Mavi Alay'dan canını zor kurtarmış bir Türk olduğunu öğreniyoruz.
87 yaşındaki Prof. Maximillian Wagner ise, Alman asılllı bir ABD'lidir. 1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde çalışmış, sonrasında ise ABD'ye yerleşmiştir. Türkiye'ye çok uzun yıllar sonra ilk kez gelmektedir.
Maya Duran, üniversitenin davetlisi olarak Türkiye'ye çok uzun yıllar sonra yeniden gelen Prof. Maximillian Wagner'i
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020164,1bin okunma