Søren, “Ben Tanrı değilim,” demiştir.
“Ben, bir bireyim. Yukarıdan bakılınca her şeyin pek huzurlu görünmesi kimin umrunda? Ben burada, ortasındayım ve endişeliyim. Tehlike ve umutsuzluk içindeyim. Ben’den bahsediyorum. E, bana ne evrenin yuvarlanıp gidişi kaçınılmazsa? Üstüme yuvarlanıyor yahu!”
Tüm mantıksal ve semantik paradoksların anası, İngiliz filozof Bertrand Russell’ın adıyla anılan Russell paradoksu’dur. Paradoks şunu der:
-“Kendi kendinin elemanı olmayan kümelerin kümesi kendi kendisinin elemanı mıdır?”
“Bir köyde tek bir berber varmış ve bu berber sadece kendi kendilerini tıraş edemeyenleri tıraş edermiş. Peki, bu berber bu köyde kime tıraş olur?”
“”Bu cümle yanlıştır” cümlesi doğru mu yanlış mı?”
Başarısız olmayı deneyip başaran kişinin yaptığı hangisidir?
Gerçeğin yapısı nedir? Şeyleri neyseler o kılan öznitelikler nelerdir? Ya da tersten sorarsak şeylerin özüne ait olmayan nitelikler nelerdir?
“Yetmişine merdiven dayayan Thompson, daha uzun yaşayabilmek için yaşam tarzını değiştirmeye karar verir. Sıkı bir diyet, koşma, yüzme, güneşlenme derken;
Üç ay içinde 10 kilo verir, incelir, dinçleşir ve bronzlaşır.
Başarısını yepyeni bir saç modeliyle taçlandırmak ister. Yeni saçı ile berberden çıkıp karşıya geçerken bir otobüsün altında kalır.
Son nefesini verirken, “Tanrım.” Diye haykırır, “nasıl yapabildin bunu bana?”
Yukarıdan yanıt gelir: “Valla kusura bakma Thompson; tanıyamadım seni.”
Evrenin bir amacı var mıdır?
-Aristoteles’e göre her şeyin bir telos’u, ulaşması gereken içsel bir ereği vardır. Bir meşe palamudunun telos’u meşe ağacıdır. Meşe palamudunun “ereği” budur. Kuşların, arıların elekleri vardır.. Kurufasulyenin bile. Gerçeklikğin yapısının bir parçasıdır bu.
“Bayan Goldstein iki torunuyla gezmeye çıkar. Yolda karşılaştığı bir arkadaşı laf arasında çocukların yaşını sorar. Bayan Goldstein hemen yanıtı yapıştırır: “Doktor beş, avukat yedi yaşında.”