Yazar Sylvie Matton, Rembrandt’ın hayatı konusunda ne kadar derin ve incelikli araştırmalar yaptığını bu biyografik romanda gayet güzel anlatmayı başarmıştır sanırım. (Yazar kendi notunda, bu romanda gerçeklik dışında hiç bir detaya yer vermediğini “uydurma hiç bir şey yok” diyerek belirtmiştir.)
•••
Dönemin belgeleri,
Noter yazışmaları,
Mektupları,
Ve daha da önemlisi Rembrandt tablolarından dönemin acılarını ve hüzünlerini araştırıp, Biyografileri inceleyip bunu bir roman akıcılığında okura aktarmak, muazzam bir iş.
•••
Roman “birinci şahıs anlatıcı” tekniği ile yani doğrudan kahramanının gözünden yazılmış ve zaman/mekan algısı çok başarılı işlenmiş. Kitap boyunca bu anlatım akıp gitmekte ve ana karakterin bütün inişli-çıkışlı ruh halini okura inanılmaz hissettirmekte.
•••
Yazım tekniği ve edebiyat hazzı bir kenara konduğunda ve konusu özelinde baktığımızda;
17.yüzyılın ortalarında veba salgını günlerine uzanan, Amsterdam’da başarılı bir ressamın onlarca tablosuna konu olmuş, hizmetçisi olarak dahil olduğu acı ve ıstırap dolu bir hayatı, hayranlık uyandıracak bir olgunlukla karşılayan genç hizmetçi “Hendrickje Stoffels”in (Rembrandt’ın orospusunun) hikayesiyle karşılaşıyoruz..
•••
Gerçek bir sevgi, adanmışlık, fedakarlık..
Bütün suçlamalara ve yargılamalara karşı genç bir kadının, büyüyen sevgisinin derinliği ile sessiz kalması..
•••
Adaletli bir ressam olan Rembrandt’ın bütün kararlarıyla, tavırlarıyla gurur duyan bir kadın..
•••
Dindar olması, bütün acılarını bir ritüel gibi Tanrıya, Tanrının yüceliğine yorması, büyücülere olan inancı ve Okuma-yazma bilmemesine rağmen, o dönemde yas tutan ressama karşı, gözlemleriyle ve düşünceleriyle çok incelikli yaklaşan, kanat geren bir kadın..
•••
Dönemin Kilise anlayışı ve din adamları ile söz sahibi insanların