ESERDEKİ ZAMAN VE MEKÂN TESPİTİZaman: Roman, 4 bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm, Tanzimat öncesi dönemi, ikinci ve üçüncü bölüm Tanzimat dönemini, dördüncü bölüm ise Cumhuriyet dönemini esas almaktadır.
Mekân: Olaylar İstanbul’da geçer. Roman, baş karakter Hayri İrdal’ın çocukluk dönemine denk gelip ailesiyle birlikte yaşadığı rutubetli bir evde başlar. Okuyucu, Mübarek isimli duvar saatiyle, caminin hemen yanında olan bu evde tanışır. Hayri İrdal’ın aidiyet sorunları yaşaması neticesinde, evden uzaklaşıp askerlik dönemi gelene kadar sürekli mekân değiştirdiğini görürüz. Askerlik dönüşü Abdüsselam Bey’in Konağı’nda yaşar. Konakta bulunan “Çocukların Odası” isimli yer, romandaki huzursuzluk yansımalarına ev sahipliği yapan mekanlardan biridir. Hayri İrdal’ın eşi ve çocuklarıyla yaşadığı ev, Psikanaliz Cemiyeti, Şehzadebaşı’ndaki kahve kullanılan mekanlardan bazılarıdır.
ESERİN TÜRÜ VE KONUSU
Tanzimat ve Cumhuriyet Dönemi arasındaki geçiş uyumsuzluklarını ve bocalamalarını özellikle iş dünyası üzerinden hiciv diliyle ele alan bir eleştiri romanıdır. Sadece zamanı değil, kişileri, kurumları ve olayları da eleştirel olarak ele alır.
“İş insanı temizliyor, güzelleştiriyor, kendisi yapıyor, etrafıyla arasında bir yığın münasebet kuruyordu. Fakat iş aynı zamanda insanı zaptediyordu. Ne kadar abes ve mânasız olursa olsun bir işin mesuliyetini alan ve benimseyen adam, ister istemez onun dairesinden çıkmıyor, onun mahpusu oluyordu. İnsan kaderinin ve tarihin büyük sırrı burada idi.” (S.363)ROMANDAKİ İLİŞKİ VE KARAKTER TANITIMI1. Karakter: Hayri İrdalFiziksel Özellikleri: Çok iyi para kazanmazdan evvel eski püskü giyinen, şapka takan, ekonomik durumu iyileştikten sonra iyi giyinmeye başlayan fakat yine de silik sayılan yalın bir
Az önce öyle bir kitap bitirdim ki...
Adeta her sayfasında, çok sevdiğim biriyle saatlerce sohbet ettim. Ve sevdim. Çok sevdim.
Kitaplarla insanlar farklı varlıklar olmasına rağmen bazı benzerlikler olabiliyor. Her zaman söylerim: Onların da ruhları vardır.
Misal, bazı insanlar öyle güzeldir ki;
Onların okuduğu kitapları tesadüfen okuduğunda,
O kitabı okumuş olduklarını ve ne zaman okuduklarını anlarsın.
Okurken bunu hissedebilmek, gerçek dünyada her an özlediğin o insanla karşılıklı kahve içmek gibi olur.
Çünkü ikisinden sonra da aynı tat kalır yüreğinde.
Tanıdık bir his...
Bol hatırlı kahve...
Dost....
Seni hak ettiğin kadar abartmamışlar.
Keşfedildiğinden çok daha iyisin.
Teşekkürler Balzac.
(Ve teşekkürler, en güzel deneyimlerimin mimarı candostum... İyi ki bu kalptesin. )
Vadideki ZambakHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201653bin okunma
Son zamanlara okuduğum en etkileyici kitap olduğunu söylersem, kesinlikle abartmış olmam. Kitabın türü korku değil; korkuyorsunuz. Kitabın türü dram değil; ağlıyorsunuz. Kitabı okuduğum an etkilendim ama bundan daha fazlası olacak. Hepsi birbirinden farklı olan her bir kitabı elime aldığımda aklıma bu hikâye tekrar tekrar gelecek ve yine ürpereceğim. Üstelik bu hissin bana özgü olduğunu hiç sanmıyorum. Her kim kitaplara değer veriyorsa, bu cümlelerimin altına imzasını atacaktır. Evvela kitabın adını açıklayayım. Fahrenheit 451 nedir? - “Kitap kâğıtlarının tutuştuğu ısı derecesidir." İşte şimdi ilginizi çekmeye başladı öyle değil mi?
Yaptığım araştırmalara göre, kitabın yayınlandığı yıl: 1952. Hikâyeye konu olan yıl ise: ikibinçok! Günümüzden daha ileri bir tarih üzerinden yazılmış. O yıllarda bu kitap “Bilim-Kurgu” türünde basılmış. Bilirsiniz ki bu tabir özetle, geçmişin ya da geleceğin o günün olası olmayan teknoloji ve bilim şartları gereğince kurgulanması halidir. İtiraf etmeliyim ki, bu kitabı 1952 yılında okusaydım, saçma bulabilirdim. Fakat 2018 yılında okudum. İşte türü korku olmayan bir kitaptan bu kadar korkmama neden olan şey tam da budur. Ve eminim ki; 2019’da okuyan biri benden daha çok korkacak. 2020’de okuyan ondan da fazla... Ve belki de 2021’de kimse bu kitabı okuyamayacak. İşte bu en korkuncu olacak.
Yanmayan evlerin, kapsüllerin, mekanik tazıların, adına böcek denilen son sürat araçların ve itfaiyecilerin hala görev yaptıkları bir zaman yolculuğuna çıkın. -Neyse ki 1952’ye oranla bizim yolumuz oldukça kısa. Günümüz teknolojisi ile hayal etmek daha kolay olacak.- Fakat aklınıza bir konu takıldı öyle değil mi? Mademki yanmayan evler var, o halde itfaiyeciler neden var? Hemen söyleyeyim. Bu hikâyede itfaiyeciler yangın söndürmek için değil, yangın
Kötü olduğunu düşündüğünüz bir arkadaşınızdan kolayca vazgeçebilirsiniz. Ama kötü olduğunu düşündüğünüz bir aile ferdiniz için aynı şey geçerli değildir.
Yolda görseniz suratına tüküreceğiniz birisi sırf evladınız diye onu çok seversiniz. Onu sevmek seçimden çıkıp görev olur.
Arkadaşlarınız ya da eşlerinizi tenzih ediyorum. Onları o kadar samimiyetsiz bir sevgi bağıyla oluşturmadınız. En azından seçme hakkınız olmuştur.
Bu kitap bana gerçek sevgiyi sorgulattı. Aslında kitapta anlatılan, bir adamın bir sabah böcek olarak uyanması ve bu sürede yaşadıkları. Fakat ben bu dönüşümü menfaat ve sevgi çarkında irdelemeyi seçtim.
Kimse aksini iddia etmesin ki ben bir sabah böcek olarak uyansaydım, hepiniz üstüme kusar ve çığlık çığlığa kaçardınız. Kaçınız o böcek ben olduğum için antenlerimden öpecektiniz ki beni?
Sahi... Siz bu hayatta kaç kişiyi karşılıksız ve koşulsuzca sevebildiniz?
Tokat gibi bir kitap okudum.
Teşekkürler Kafka!
"Bu yazıyı yazıyor oluşum da, okuyor oluşunuz da yeterince erdemli olmadığımızı kanıtlıyor olabilir." diye düşündüren, tokat gibi bir savunma okudum. Bu dayak bir harika dostlar. Siz de yemelisiniz!