Zaman Zaman İçinde, bir yönetmenin notlarından çok daha fazlasıdır; sanatın, yalnızlığın, inancın ve insan olmanın bedeline dair derin bir varoluş günlüğüdür. Tarkovsky bu metinlerde yalnızca sinema üzerine düşünmez; zamanı, hafızayı ve insan ruhunu anlamaya çalışır.
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, Tarkovsky'nin modern dünyanın hızına karşı geliştirdiği sessiz direniş oldu. Ona göre insan, teknolojiyle güçlenirken anlamla bağını yitirmektedir. Bu nedenle günlükler boyunca tekrar eden mesele aslında sinema değil; insanın ruhunu koruma mücadelesidir.
Felsefi açıdan eser, fenomenoloji ve varoluşçulukla güçlü bağlar kurar. Tarkovsky'nin zaman anlayışı, nesnel saat zamanından çok yaşanmış zamana dayanır. Bu yönüyle metinlerde Martin Heidegger'in varlık düşüncesinin, Henri Bergson'un süre kavramının ve hatta Søren Kierkegaard'ın içsel hakikat anlayışının izleri hissedilir. İnsan, ancak kendi yalnızlığıyla yüzleşebildiği ölçüde hakikate yaklaşabilir.
Tarkovsky'nin günlükleri aynı zamanda sanatçı ile toplum arasındaki gerilimin de kaydıdır. Sansür, sürgün, anlaşılmama korkusu ve yaratma sancısı satır aralarında sürekli dolaşır. Ancak yazar hiçbir zaman kolay bir iyimserliğe sığınmaz. Aksine, acıyı insan olmanın ayrılmaz bir parçası olarak kabul eder. Çünkü ona göre sanatın görevi insanı eğlendirmek değil, vicdanını uyandırmaktır.
Kitabı bitirdiğimde geriye kalan duygu hayranlıktan çok bir sorgulamaydı: Modern insan gerçekten yaşıyor mu, yoksa yalnızca tüketip hızla ilerlediğini mi sanıyor? Tarkovsky'nin metinleri bu soruyu doğrudan sormaz; fakat her sayfada hissettirir.
Zaman Zaman İçinde, sinemayla ilgilenenler kadar felsefe, psikoloji ve insan ruhunun derinlikleriyle ilgilenen okurlar için de benzersiz bir metin. Bu kitap bana göre bir yönetmenin günlüğünden çok,