Firdevs Başaran Dalgıç

Firdevs Başaran Dalgıç
@Firdevs1
Kimya Mühendisi / Kimya Öğretmeni
Lisans
İstanbul
251 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
Sınırsızmış gibi görünen ‘zaman’ sınırlıydı oysa
9/10
·232 syf.··
2021 23. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2021 21:16
* “Önümde öyle çok zaman var ki” diye düşünüyordu. Oysa gençliği solmaya başlıyordu, ama inatçı bir yanılsama sonucu , yaşam bitmek bilmezmiş gibi görünüyordu gözüne. Çölün ortasında, yaşamdan ve insanlardan uzakta, ıssız bir kalede askerliğe başlayan Drogo’nun yaşamına tanık olduğumuz bu kitabın sayfalarını çevirirken, zaten sık sık düşündüğüm ‘zaman’ kavramının önemine bir kere daha tanık oldum. Drogo askerliğe başladığı bu ıssız kaleye ayak basar basmaz buradan ayrılmak isterken, zamanla kalenin yaşantısına,durağanlığına alıştı, öyle ki şehir yaşantısı ona artık anlamsız görünmeye başladı. Tatar çölünden geleceğine inandığı Tatarları bekledi, ve o beklediği savaş gerçekleşince şehit olma düşüncesi bir tutku haline geldi . Yaşamı boyunca beklediği an hiç gelmezken aslında zamanın bu kadar hızlı geçmesine de hayret ediyordu fakat artık saçlarına aklar düşmüştü bile . Kitabı okurken , çocukken zamanın bizlere nasılda sınırsız göründüğü geldi aklıma. Halbuki haftalar,aylar,yıllar o kadar hızlı akarken aynı Drogo gibi bir yerden sonra kendimizi sadece günlük yaşam akıntısına verip , belki ileride birgün gerçekleşeceğini düşündüğümüz hayallerin beklentisine bırakıp gidiyoruz. Çoğunlukla geçmişte veya gelecekte olan zihnimiz bize ‘içinde bulunduğumuz an’ın en büyük hazinemiz olduğunu unutturuyor. İleride yaparım deyip ertelediklerimiz, veya şunu yaparsam daha mutlu olacağım diye kendimize şart koştuğumuz hayali beklentilerle en büyük hazinemiz olan şu anı farkedemiyoruz belkide. Drogo bir gün gerçekleşeceğine inandığı hayali beklentisini hayatının tam merkezine koyup, yaşamın çok yönlü güzelliklerini tadamadan hatta bilemeden , tüm zamanlarını hayatın durağanlığında çoktan tüketmişti bile. O bunu hep sorgularken,içinde bulunduğu durumdan çıkamadı ve yaşamı ruhu
Edebiyat
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,7bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·392 syf.··
2021 18. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 15 Ağustos 2021 01:24
"Umudunu kaybetme" diye fısıldadı, kendi kendine "umudunu kaybetme sakın!" Çünkü umudumu kaybedersem, hayatı taşıyacak gücüm hiç kalmaz. Herkese merhaba:) Kitapta sayfaları çevirirken cumhuriyet döneminin o ilk yıllarında gibi hissediyor, sanki o zamanın havasını soluyorsunuz. Günlük telaşlarına siz de ortak oluyor, yaşanan o zorlukları, heyecanları sizde hissediyorsunuz. Kitabı okurken aile olmanın ne önemli bir sorumluluk olduğunu, sevdiğine vuslat için aşılması çok zor engeller olsa bile yine de aşkından vazgeçmemeyi, vatan için durmak bilmeden çalışmayı, anne olmayı, baba olmayı, evlat kardeş olmayı, aşık olmayı görüyor, okuyor, hissediyorsunuz. Evet tam olarak hissediyorsunuz. Muhittin, Sitare, Sabahat, Aram, Leman, Ahmet Reşat oluyor, acaba ben onların yerinde olsaydım ne yapardım? diyor ve onlara çok alışıyorsunuz. Bir kitabı sonlandırırken, heybeme anlamlı şeyler doldurdum hissi bir tatlı huzur verirken, bir yandan da karakterlerle kurduğumuz dostlukları sonlandırmak zor olabiliyor. Ama biliyorum ki onlar ara ara beni ve zihnimi yoklayacaklardır:) Okumanızı tavsiye ederim, Keyifli okumalar diliyorum :)
UmutAyşe Kulin · Everest Yayınları · 202511bin okunma
10/10
·192 syf.··
2021 13. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2021 14:55
Öncelikle bu kitabı sadece anne - babaların değil, her bir bireyin okuması gerektiğini düşünüyorum. Sevgili Doğan Cüceloğlu'nun sürekli vurguladığı gibi her insanın bir mucize olarak bu dünyaya gözlerini açtığı düşüncesiyle bakarsak hayata, o sürekli eleştirdiğimiz dünya yaşantısı üzerinde, belki bizler birer devrim gerçekleştirebiliriz. Belki dünyayı değiştiremeyiz fakat 'kendi dünyamıza' veya 'etki alanımıza' bir farkındalık kazandırabiliriz. İnsanların kötü niyetli olmadan bilinçsizce yaptığı yanlışları farketmesine bir ışık olabiliriz. Evet asıl devrim gerçekten de kendi içimizde olmalı. Sürekli etrafımızdaki her olumsuzluğu eleştirmektense, önce etki alanımızda ki her şeye, her insana, her hayvana, her canlıya öncelikle kendimize biz iyi gelmeliyiz. Evet, önce kendimizi bir kitap okur gibi okumalıyız. Önce kendimizi keşfetmeliyiz ki, hem kendimize hem etrafımıza, hem çocuklarımıza iyi gelelim. Ancak o zaman 'farkındalığı yüksek bireyler' olup, daha bilinçli ebeveynler olabiliriz. Sevgi dolu, özgüvenli çocuklar yetiştirebiliriz. Böyle aileler kurarak, geleceğimizi daha uygar bir hale getirebiliriz. Gelecekten umudumuzu kesmeyelim, biz gelişelim, öğrenelim, geliştirelim, geleceğin mimarı olacak çocuklarımıza biz iyi birer rol model olalım ki, hayat daha da yaşanılabilir bir hale gelsin. *Bir toplum çocuklarına duyduğu saygı kadar uygardır. *Bilinçli anne babalar demokrasinin gerçek mimarlarıdır. *Kendini terbiye edemeyen, çocuğunu terbiye edemez. * Çocuk dıştan yönetilerek değil, onunla kurulan saygılı sohbetle gelişir. Zihnimi açan, ve her cümlesiyle beni aydınlatan bu eğitici kitabı hepinizin okumasını tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar :)
Psikoloji
Geliştiren Anne-BabaDoğan Cüceloğlu · Remzi Yayınevi · 202110,8bin okunma
Yaşam - Ölüm
9/10
·100 syf.··
2020 27. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2020 22:18
'Doğru yaşamak' nedir? Hayatımızı hangi amaçlar uğruna yaşarsak, ölüme doğru giden bu hayattan, ruhsal olarak tamamen rahat ve her gayemizi gerçekleştirmiş olarak ayrılabiliriz? Evet, işte Tolstoy'un İvan İlyiç'in Ölümü adlı bu eseri yaşam ile ölümün o ince çizgisini ve bu soruyu kendimize sormamız gerektiğini çok güzel aktarıyor bizlere. Kitapta İvan İlyiç, parlak bir çocukluk geçiren, dersleri iyi olan, okulunu başarıyla bitiren, ve toplumumuzun istediği o örnek insandır. Mesleğinde yükselmiş, ve toplumun üst mevkilerine kadar gelebilmiştir. Aklında evlilik gibi bir düşünce olmamasına rağmen, çok sevip sevmediğini, tanıyıp tanımadığını bile fazla sorgulamadan, toplum tarafından onay verilen bir evlilik olabileceği düşüncesiyle - yine toplum onayı önemli bir nokta - evlenir. Fakat geçen yıllar boyunca çok mutsuz olur, evliliği tam bir hayal kırıklığıdır onun için. Yıllar böyle geçer, ve birgün talihsiz bir kaza sonucu ardı arkası kesilmez, şiddetli ağrıları başlar İvan İlyiç'in. Geçmeyen bu ağrılar artık hayatını yaşanılmaz hale getirir. Günlük hayatına odaklanmaya ne kadar çalışırsa çalışsın, artık acılarının etkisiyle 'ölüm' düşüncesi hayatının tam merkezine yerleşmiştir. Ve bundan sonra daha önce hiç yapmadığı şekilde kendi yaşamını sorgulamaya başlar. Eşini, işini, arkadaşlarını. Hasta yatağında yatarken, herkesin yapmacıklığı, ve sahteliği onu mahveder. Ölmek istemez fakat yaşadığı tüm yılları düşündüğü zaman, mutlu ve anlamlı hissettiği anılarının yalnızca çocukluk anıları olduğunu farkeder. Çocukluğundan uzaklaştıkça hatıralarının silikliği canını acıtımıştır. Etrafında ki kimsenin gerçek olmaması, yaşamında anlamlı bir anının olmadığını farketmesi, fiziksel ağrılarından da şiddetli olan bir manevi acı verir ona. İşte bu düşünceler kendine şu soruyu sormasına
Edebiyat
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261bin okunma
Genç Werther'in Acıları
Puan vermedi·128 syf.··
2020 18. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Eylül 2020 18:34
1774 yılında yayımlanan ve yalnızca iki hafta içerisinde yazılmış bu roman sanırım okurken beni en hızlı içine çeken kitaplardan biri olabilir. O dönem de çok sevilmiş olacak ki Almanya'da çok büyük etkilere, ve gençlerde maalesef intihar oranlarında artışa sebep olmuş. Goethe bu mektup-romanı yazarken aslında kendi platonik aşkından esinlenerek yola çıkmış. Kendi yaşanmışlıkları, hisleri, acıları ona bir çıkış noktası vermiş. Kitapta Werther tarafından en yakın arkadaşına gönderilen, kendi hayatını anlatan, tek taraflı mektuplar var. Öyle gerçek ve öyle samimi mektuplar ki, insanın gerçekte bu karakterler varmışçasına okuması çok normal. Dinlenmek, ve biraz olsun kendisiyle kalmak için bir yolculuk yapan Werther, iç dünyasının o çalkantılı hallerini mektupta yazmaya başlıyor. Rutin, ve herşeyden sıkılmış bir ruh haliyle başlayan bu iç yolculuk, bir aşkla en üst noktaya ulaşıyor. Öyle bir noktaya erişiyor ki, imkansız olan bu aşk artık onda bir tutkuya dönüşüyor. Çok çok beğendim. Yıl veya dönem kaç olursa olsun, insan yine insan. Aşk yine aşk. İçimizdeki duygusal boşlukları, öyle bir doldurmak istiyoruz ki bazen, ve o aşkı bulduğumuz zaman öyle bir tutunuyoruz ki, belki de başka hiçbir şey görmüyoruz. Doğru mu? Bana sorarsanız değil. Her insan kendi varoluşuyla zaten bir mucizeyken, önce o mucizenin farkına varsa aşkını da, dostluğunu da daha gerçek ve güzel yaşayacaktır. Kitap tavsiyemdir. Keyifli okumalar :)
Edebiyat
Genç Werther’in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Zeplin Kitap · 2020149,9bin okunma