Bazı kitaplar vardır, adı bir şeyleri çağrıştırır size okumak istersiniz onu, bazılarının içeriği hakkında bir şeyler biliyorsunuzdur alır ve kendiniz yorumlamak istersiniz bir de. Ve bazı kitaplar tesadüfen çıkar karşınıza, okudukça bazı satırlar sırf sizi bulsun diye yazılmıştır sanki, şöyle ifade etmek daha doğru olur belki, içinizde uyuyan bir şeyleri uyandırmak için karşınıza çıkmış gibi.
Ve işte bu kitap ve ben, bir de siz...
Özdemir Asaf'ın ilk şiirlerine tutuldum ben, sevgi dolu oluşuna, aşkla yazılışına, yüreğe o incecik dokunuşuna vuruldum.
Bu kitapla beni aldı gerçeklerin ortasına koydu, onun anlattığı bir karakter gibiydim, anlattığı karakterler çünkü nasıl anlatsam size insan kelimesinin başına getirebileceğiniz her sıfattan birazdı.
En mühimi okurken düşündüm kendimi önce, sonra tüm insanları. Üzüldüm. Üzülmek neye yarardı, daha ötesi lazımdı. Düşündüm, sorguladım bu da yetmezdi bir şey yapmak lazımdı, insanların sesi olmak, eli olmak, kolu olmak, ayağı, gözü.
Görmeyen, insanlar vardı çünkü gözleri çok sağlıklı olmasına rağmen. Kelimeler zihnine doluştuğu halde konuşmayan, bacakları iyi olmasına karşın adım atmayan, gücü olduğu halde hiçbir şey yapmayan, her şey olamazdı bir insan ama hiç olanlar vardı, o hiçlerin hiçliğini azaltmak için daha çok çabalamak lazımdı demek istediğim, anlatabiliyor muyum?
Dünyayı bir bütün olarak görürsek yine görürüz ki peşi sıra insanlar bu bütünü parçalamaya çabalayan yegane varlıktır. Soruyorum size dünya kaç parçadır, kaç kıta, kaç canlı, kaç etnik grup, kaç azınlık, kaç din, kaç mezhep, kaç cinsiyet, kaç dil, kaç lehçe, kaç şive, kaç ırk, kaç siyaset, kaç ülke, kaç aile? Ben, sen, o, biz, siz, onlar olarak görmek insanları ne demek? Biz olmak sözde ama bizden misin diye sormak başka birine bir yandan bütün olmak