Birçok kişinin geçmişte ve bugün şu görüşte olduğunu bilmiyor değilim: Talih ve Tanrı dünya işlerini öyle yönetir ki, insanlar sağduyularıyla bunları düzelte-mezler, hatta bunlara karşı hiçbir çareleri yoktur; bu yüz-den, bu kişiler, dünya işleri üzerine ter dökmek yerine, kendimizi yazgının yönlendirmesine bırakmamız gerek-tiğine hükmedebilirler. Her gün olayların akışında gördüğümüz, kimsenin öngöremeyeceği büyük değişiklikler yüzünden, bu görüşe zamanımızda daha da inanılır olmuştur. Bunları düşünürken, kimi zaman ben de kısmen onların görüşüne eğilim gösterdim.
Dostun olmayan kişi, yansızlığını talep edecek; dostun olan ise silahlarınla prensler, güncel tehlikelerden uzak durmak için çoğu kez açıkça ondan yana tutum almanı isteyecektir. Ve kararsız yansızlık yolunu izler ve çoğu kez yıkıma uğrarlar. Ama prens bir tarafın lehine tutumunu güçlü bir biçimde ilan ettiğinde, ittifak kurduğun kişi kazanırsa, o güçlü olsa ve sen onun insafına kalsan bile sana karşı bir yükümlülüğü vardır, aranızda bir gönül bağı kurulmuştur; ve insanlar asla öylesine bir değerbilmezlik örneği vererek seni ezecek kadar namussuz değildir; hem sonra, zaferler hiçbir zaman, kazananın her şeyi, özellikle de adaleti hiçe saymasını gerektirecek kadar kesin değildir.
Korkulmaktansa sevilmek mi daha iyidir, yoksa tersi mi? Sorunun yanıtı şudur: Kişi, her ikisini birden ister; ama bunları bağdaştırmak zor olduğu için, ikisinden birinin olmaması gerekiyorsa sevilmektense korkulmak çok daha güvenlidir.