Tarih boyunca insanın insana karşı çıkması, bizi özgürlüğe ya da mutluluğa daha çok yaklaştırmış değil. Sadece, sömürünün ve baskının biçimini değiştirdi, o kadar.
Oysa özgürlük belirsizlik demektir. Özgür yaşamak, bilinmeyene yolculuk yapmak demektir. Bu anlamda özgürlük, bir doğrulama niteliği de taşır. Bireyin, sonsuz sorgulama potansiyelini, sonsuz bir arayış içinde olmasını, sonsuz sayıda düşünceyi ve deneyimi, sonsuz farklılıktaki bileşimler içinde bir araya getirme/dışlama potansiyelinin doğrulanmasıdır. Özgürlük, özgürlüğün doğrulanmasıdır.
Özgürlük ne ortaklaşa seçilen bir nesne gibi paylaşılabilir, ne de iki kişi özgürlüklerini aynı biçimde kullanabilir. İki insan aynı şekilde özgür olamaz. Özgürlüğün ruh hali her insana göre değişir. Çoğumuzun sıkı sıkıya tutunmayı başaramadığı, kolayca avucumuzdan kaçıp giden bir ruh halidir bu. Özgürlükten korkarız; bizi nereye götüreceği düşüncesi ürkütür bizi. Bu yüzden, sözümona seçme özgürlüğünü yeğleriz. Bizimle aynı şeyi seçen başkaları da varsa, ki her zaman kacınılmaz olarak vardır, o zaman biz de özgürlüğümüzde kendimizi güven içinde hissederiz. Öylesine özgür değiliz ki, özgürlüğümüzde bile başkaları tarafından doğrulamak isteriz.
İçimizde hep, neyin doğru neyin yanlış olduğu duygusu vardır. Bu görüş tabii ki görecedir ve yalnızca insanın yaşına ve deneyimlerine değil, ekonomik, sosyal ve politik değişikliklere de bağlıdır. Ama biz her aşamada, kendi konumumuzu, her zaman ya da hemen hemen her zaman, tüm öteki konumlar karşısında en doğru konum olarak görürüz. Çelişkileri ve değişim sürecini görmek yerine, anlık durumu, ebedi doğru ve gerçek olarak ele alırız. Kuşaklar, kültürler, sınıflar arasında ve sayısız günlük olayda kendi lehimize yargılamalarda bulunuruz. Bu anlamda birçok tarafa ait oluruz— kimileri geçicidir bunların, kimileri de ömür boyu sürer.