Şerife Karakaya

Şerife Karakaya
@Fondofbooks
My heart only one face knoweth
9/10
·248 syf.·
2019 30. kitabı
"Ben gidişiyle sevindiren biriyim..." Kitabı bitireli günler oldu, üzerine kaç kitap okudum ama huzursuzum. Kitap karakterlerinin baskısı altındayım günlerdir. "Bizden bahset, kendinden bir şeyler buldun hikâyelerimizde itiraf et!" diyorlar sanki. Neyi itiraf etmeliyim, bu hikâyeler yıllar öncesine götürdü beni, ben de gidişimle sevindirdim mi demeliyim? Birinin ayağına bağlı taş olmak nasıl acı onu mu anlatmalıyım yoksa! Yıllar sonra uzanan o elin artık güvenilir olmadığını kabul etmenin zorluğunu itiraf etmeliyim belki de. Yaşarken güzellik zannedilenlerin koca bir yalan olduğunu öğrenmek nasıl hissettirir bilir misiniz? Ah yalan, ne çirkin bir kelime. E tabii yalanı seven, yalan söyleyerek mutlu olacak kadar hasta ruhlular, bir de üstüne kendi yalanına inanacak kadar profesyonel yalancılar var. Kendisi olamadan ölenler var! Bu kendisi olamayanlar hayatlarına dahil olan insanların doğruyu, yanlışı ayırt edebilme yetisini de yok ederler. Bir zehir gibi yayılır yalanları etrafındakilere de incittiklerinin farkında bile olmazlar. Hem kime yakışmış ki İNCİNMEK fiili? Ama canı gönülden isterim ki; "BİR GÜN HERKES KENDİSİ OLSUN." Kitabın en sevdiğim cümlelerinden biri de bu oldu. Mümkün mü? Bence asla mümkün değil! Ya unuttuğumuzu, o kırık anları yok ettiğimizi sanmışken aniden bir olayın, bir kitabın tekrar karşımıza çıkarması nasıl bir talihsizliktir. Oysa nasıl da gizli bir sandık gibi çivilemiştim görünmez derinliklere. Aslında artık bir önemi yok, sen bunu yapmasaydın, ben bunu yapmasaydım'ların... Yanlış başlamış bir hikâyenin sonu doğru yazılamaz çünkü. Madem hikâye yanlış, sonunu beklemeye gerek yok o hâlde. Kötü bir şiir gibi ıstırap veren insanları uzaklaştırmalı ki güzellikleri görebilmek nasip olsun! Evet, bu kitapta çok iç açıcı öyküler okumadım, mutlu
Edebiyat
Evvelotel - SaklıAyfer Tunç · Can Yayınları · 20191,539 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bilinçaltım Tanpınar'a Teslim!
9/10
·364 syf.·
2019 26. kitabı
Kapat gözlerini, derin nefes al ve üçe kadar say! Geçecek bu karanlık, kurtulacaksın belirsiz sokaklardan. Aydınlığa ulaşacaksın, bitecek gece ve sabah olacak... Ah bir sabah olsa! Sabah olsa da güneşi görebilsen. Biliyorum çok yoruldun, güneşin önüne gerilmiş perdeden güneşi görmeye çalışmak çok yordu seni. Üçe kadar saydın, hâlâ kurtulamadın korkulardan değil mi? Gördüğün rüyalar, unutmaya çalıştığın anılar, ruhuna sarılmış hain yalanlar, geçmişin yapıştı yakana bırakmıyor. Bırak şimdi güler yüzünün altındaki acıları. Koş, koşabildiğin yere kadar koş, mutlaka onların olmadığı bir yer vardır. Ne kadar kaçarsan kaç karşına mı çıkıyor yoksa? İlk gördüğün kapıyı çal, yardım iste! Kapıyı açan kim? Dostun olan YILAN, beraberinde gezdirdiğin ÖLÜM, sevdiklerine ihanet ettikten sonra ortaya çıkan VİCDANIN! Hangisi açtı kapıyı? Sana kapıyı SEN mi açtın yoksa, peki hangi SEN! Kendi ölüne nutuk yazdığın sen mi yoksa ölmüş olan sen mi? Belki de bunların hepsi bilinçaltının bir oyunu... Kapat gözlerini tekrar ve bu defa ona kadar say! Bir, iki, üç, dört... ------------------------------------------------------------------------------------- Şimdi nedir bana bunları yazdıran! Günlerdir bu karmaşanın içindeyim. Huzursuz uykular, belirsiz mekânlarda gördüğüm rüyalar ve rüyalarımda hayatımdan çıkmış insanlarla yüzleşmeler beni ziyadesiyle yordu. "Ne var ki etkilenecek bu kadar?" diyebilirsiniz. "Okumadan karar vermeyin!" derim. Ahmet Hamdi Tanpınar rüya, bilinçaltı ve zaman kavramlarını o kadar iyi kullanıyor ki okuyucunun etkilenmemesi imkansız. Özellikle eserin ilk öyküsü olan 'Abdullah Efendi'nin Rüyaları' çok yordu beni. Psikolojik tahliller çok fazla, sürekli değişen mekân, kahramanın düştüğü boşluklar resmen hırpaladı beni. Eğer ilk hikâyeyi atlatırsanız kitaba tutunmanız
Edebiyat
HikayelerAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 20131,574 okunma
Her şey illa tersine dönecek!
9/10
·188 syf.·
2019 24. kitabı
"İlk başta her şey iyiydi, herkes mutlu ve memnundu; her şey illa tersine dönecek, başka türlü olamazdı zaten!" (Syf:92) Memur Yakov Petroviç Golyadkin, entrikacı biri değil, hiçbir oyun çevirmeden gayet açık bir şekilde hareket eder. İkiyüzlülüğe tenezzül etmez, iftira ve dedikodudan tiksinir, maskeyi sadece maskeli balolarda takar, insanların arasında dolaşırken asla takmaz! Konuşmayı pek beceremez, eğlenceli mekânlardan hoşlanmaz, belki biraz sinik ve pısırık bir karaktere sahip. Golyadkin soyadını hakediyor diyebilir miyiz acaba? *Golyadka, goliy (çıplak) sözcüğünden türemiştir ve düşkün, pısırık anlamında da kullanılabilir. Biz demesek bile kendisi bazen hakettiğini düşünüyor... Yok yok böyle değildi sanırım... Bu bahsettiğim Golyadkin değil! Bay Golyadkin beş para etmez, entrikacı, iftira atan, menfaatlerine göre hareket eden, ikiyüzlü bir adamdır... Çok karıştı şimdi, hangisi Bay Golyadkin? Her şey tersine döndü, bir anda gelişen olaylar ne çok şeyi değiştirdi! Nereden çıktı bu davetsiz misafir? Oysa ne güzel anlatıyordu anlatıcı Bay Golyadkin'in mütevazı, sessiz yaşamını. Kahramanımız "ÖTEKİ" ile tanışacak ve zor bir süreç olacak şüphesiz. Yaşanan garip olayların kimse farkında da değil üstelik. Ne zordur değil mi kendini ifade edememek, derin bir kuyudan sesleniyormuşçasına anlaşılmamak! Böyle durumlarda kendinden kaçmak, hatta geri dönmemek üzere ortadan kaybolmak istemez mi insan? Anlaşılabilmek için harcadığı çabalardan yorulur Bay Golyadkin, kabullenip susmayı tercih eder. Artık büsbütün yabancı çevresine. Her ne yaşıyorsa artık kendi içinde yaşıyor. Kendi kendine kalmasına izin vermiyor ki "ÖTEKİ", tıpkı bir gölge gibi peşinde! Reva mı saygıdeğer bir adama saygısız bir düşman? Bu savaşın bir kazananı olmalı artık! Ya sadece maskeli balolarda maske
ÖtekiFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202530,4bin okunma
Şimdi yargılarımı ulaşamayacağım bir rafa kaldırma zamanı!
10/10
·160 syf.·
2019 17. kitabı
Bakarak göremeyiz çoğu zaman, gerçekler ve sadece bizim görebildiklerimiz var aslında. Her görünen hakikat değildir fakat ne kadar farkındayız? Bazen sadece bakıyor, hissetmiyoruz. Bilmeden etrafımıza yargılar savuruyoruz. Bu kötü, şu cimri, o kalpsiz... Düşün ve yargıla! Zehra Öğretmen de göremedi gerçekleri vaktinde, ama haksız veya suçlu diyemiyorum. Çünkü etrafında yalanlar, yalancılar öyle bir ağ oluşturmuş ki çok zordu kurtulmak ve hakikati seçebilmek. Babasının ölmek üzere olduğunu öğrendiğinde bile son bir kez görmek istemeyecek kadar kızgın babasına. Peki sonra karar değiştirip görmek ister mi babasını, yetişebilir mi gerçeklere? Ya da acımayı öğrenebilir mi? Birçok şey kaybetti sahi olanı göremediği için tabii ki. En başta babasıyla geçireceği güzel anları ve paylaşacakları sevgiyi. En acısı, yargılarımızın yaşanacak anları çalması bence... Baba karakterini çok sinik bulduğumu, yer yer kızdığımı mutlaka söylemeliyim. Her şeyi içine atıp susması da belki haklı sebeplerden, yine de engel olamadım kızıp söylenmelerime.... Yazarın gayet akıcı ve yalın bir dili var. Okurken yoran tek şey karakterlerin duygu yoğunluğunu yazarın okuyucuya hissettirmesidir. Ki bu yazarın büyük başarısıdır bence. Her bir satır içimi acıtsa bile okumamın üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin etkisini kaybetmeyecek kitaplardan biri oldu. Acımak... Bu sözcüğü bir türlü sevemedim gitti! Acımak yerine merhametli olmak, merhamet etmek kelimeleri daha nahif geliyor bana. Abartıyorum belki de, ama bu şekilde kullanmak daha iyi hissettiriyor. Burada tabii ki bu kitabın adını veya yazarı eleştirmek değil amacım. Sadece ACIMAK kelimesi ağır geliyor bana... Son olarak @demeteraslan ve Homeless çok teşekkür ederim size, eseri beraber okuyup, değerlendirdiğimiz için. Her ne kadar bazı
Edebiyat
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,5bin okunma
Aman saatlere dikkat!
9/10
·382 syf.·
2019 16. kitabı
"Bazen düşünüyorum, ne garip mahluklarız. Hepimiz ömrümüzün kısalığından söz ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?" Bir saniye bile önemlidir yaşamda. Oysa farkına varmadan gereksiz yere harcıyoruz bir gün mutlaka ömrümüzün biteceğini bile bile... Bazen birkaç saniye ile yaşamak istediğimiz güzelliklere veda edebiliyoruz. Ya da saniyelik bir müdahale ile bir doktor hastasının hayatını kurtarabilir. O halde zaman kavramı insan hayatında büyük bir yere sahiptir. Düşünün günde kaç kere saatin kaç olduğunu bilmeye ihtiyaç duyuyoruz? Sabah uyandığımızda, işe gitmek için evden çıkarken, yemek vakitlerinde, (bir müslüman için) iftar ve sahur vakitlerinde, namaz vakitlerinde... Bunlara daha birçok örnek verebiliriz... Ve neler sığmaz saatlere, dakikalara? Ümitler, hayal kırıklıkları, sevinçler, acılar, ölümler, unutmalar, kayıplar... O zaman saatleri doğru ayarlamak şart! Hayri İrdal ve Halit Ayarcı da bu konuda hemfikir bizimle. Etraflarına zaman şuurunu vermek amacıyla Saatleri Ayarlama Enstitüsü açarlar. Şimdi, "Neden böyle bir şeye ihtiyaç duyalım, insanlar kendi saatini ayarlayamıyor mu?" diyecekler olacak elbette. Bunu kabul ettirmek de Hayri ve Halit Beylerin marifeti olsun! Hayri İrdal, küçüklüğünden beri saatler ile haşır neşirdir. Aslında çocukken hür ve mesut, büyüdükçe yitirir birçok şeyi. Çevresinde kendini film artisti zanneden hayalperestler, ruh çağıranlar, kendini mehdi ilan edenler, gaip alemlerde yolculuk yapanlar ve daha neler neler var... Hayri İrdal'ı, Hayri İrdal yapan çevresindekiler olabilir mi? Olma ihtimali yüksek! Tabii hayatını değiştirecek birçok adımlar atacak, Halit Ayarcı belki dürbünün bakılacak tarafını gösterecek. Kurulan Saatleri Ayarlama Enstitüsü refah getirir mi sizce Hayri
Edebiyat
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202353bin okunma