Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız. Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle.
Hangisiydi bilmiyorum ama, günün birinde kendimi bu dünyada buluverdim, daha önce, doğduğum andan o tarihe dek hiçbir şey hissetmeden yaşamıştım. Neredeyim, diye sorduğumda herkes beni aldattı, herkes ötekileri yalanladı. Ne yapacağım, dediğimde tatlı umutlarla gözümü boyadılar. Nereye gideceğimi bilemez halde yolda durunca, niye o belirsiz yola girmediğime ya da gerisingeri dönmediğime şaştılar - oysa nereden geldiğimi bile bilmeksizin, yolların kavuştuğu yerde uyanmıştım. Bir de baktım ki bir sahnedeyim, rolümü hiç bilmiyormuşum, ötekiler ise oynamaya başlamış bile, rollerini benden fazla fazla bilmedikleri halde.
Biz aslında insanları sevmeyiz. Sevdiğimiz bir insan hakkında oluşturduğumuz fikirdir. Kısacası kendi uydurduğumuz bir kavramı - ve sonuç olarak kendimizi sevmekteyiz.
... ve derin bir küçümseme, insanlık için çalışan, vatan için savaşan ve hayatlarını uygarlığın sürmesi için feda eden tüm insanlara karşı bir tiksinti, bir küçümseme...
... her biri için tek gerçekliğin kendi ruhları olduğunu, geriye kalanın ise -dış dünya ve ötekiler- zihinsel hazımsızlığın düşlerdeki sonuçlarından farksız, estetikten yoksun bir karabasandan başka şey olmadığını bilmeyen insanlara duyulan, tiksintiyle iyice büyüyen küçümseme.
Uzun bir yolculuk... bazı yerlerde huzursuzluğun içinden çıkamayacağınızı hissediyorsunuz. Okurken etkilenmediğinizi sansanız da, normal hayatınıza dönünce içinizi bir huzursuzluk kaplıyor, farkında olmaksızın. Bazen de umut yeşeriyor, fakat Pessoa'ya göre bu ancak iç dünyamıza dönerek sağlanabiliyor. Pessoa göre iki dünya var: fiziki yaşadığımız dünya, diğeri ise düş dünyamız. Düş dünyasında birçok karakter yaratmış ve bunu yaşamıştır. Pessoa'ya iç dünyasına dönüp bir hayal aleminde yaşadığı söylenebilir. Ama şu da unutulmamalıdır ki bir insanın iç dünyasına dönüp neler yaratabildiğini gözler önüne sermiştir.
Oscar Wilde, "İnsanların çoğu aslında başka insanlardır" sözünü Pessoa da destekler. Çünkü kimi hayatını arzu bile etmediği bir şeylerin peşinde harcar; kimi ömür boyu istediği, ama hiçbir işine yaramayacak bir işleri arar durur. Bir de mutsuzluğunun farkında olmayıp, bunca insanın mutluluğu onu ürpertir. Çünkü insani hayatlar, gerçekten duyarlı olsalar sonsuz acı verecek olaylarla doludur. Genelde bitkisel hayatta oldukları için, yaşadıkları şeyler ruhlarına değmeden uçup gider.
Özgürlük ise onun için yalnız kalabilmektir. İnsanlardan uzaklaşabiliyorsan, onlara hiçbir muhtaçlığın, paraya ihtiyacın, sürüye uyma içgüdün, aşka, şana şöhrete hevesin ya da merakın yoksa özgürsündür. Yalnız yaşayamıyorsan doğuştan köle olduğunu söyler.
Sahip olduğu tek ve yegane şey duygularıdır. Duyguları yenilemenin de yolu yeni bir ruh inşa edebilmektir.
Bazı yerlerde sıkılsanız da Pessoa'nın "Huzursuzluğun Kitabı" herkesin kendinden bir şeyler bulabileceğini bir kitap. Çünkü insani duygularımız üzerine birçok şey bulunan bir eser.
Kalbimde sıkıntılı bir huzur var ve dinginliğim tamamen kaderime razı olmamdan kaynaklanıyor.
Bütün bunlar gelip geçiyor ve hiçbiri bana hiçbir şey ifade etmiyor, hepsi yazgıma yabancı - hatta kendi yazgılarına bile yabancı: bilinçdışına ait şeylerden, insanın başına tuğla düşünce rasgele salladığı küfürlerden, bilinmeyen seslerin uzaklardaki yankılarından oluşan bir karışım - kolektif varoluş salatası.