Uzun bir yolculuk... bazı yerlerde huzursuzluğun içinden çıkamayacağınızı hissediyorsunuz. Okurken etkilenmediğinizi sansanız da, normal hayatınıza dönünce içinizi bir huzursuzluk kaplıyor, farkında olmaksızın. Bazen de umut yeşeriyor, fakat Pessoa'ya göre bu ancak iç dünyamıza dönerek sağlanabiliyor. Pessoa göre iki dünya var: fiziki yaşadığımız dünya, diğeri ise düş dünyamız. Düş dünyasında birçok karakter yaratmış ve bunu yaşamıştır. Pessoa'ya iç dünyasına dönüp bir hayal aleminde yaşadığı söylenebilir. Ama şu da unutulmamalıdır ki bir insanın iç dünyasına dönüp neler yaratabildiğini gözler önüne sermiştir.
Oscar Wilde, "İnsanların çoğu aslında başka insanlardır" sözünü Pessoa da destekler. Çünkü kimi hayatını arzu bile etmediği bir şeylerin peşinde harcar; kimi ömür boyu istediği, ama hiçbir işine yaramayacak bir işleri arar durur. Bir de mutsuzluğunun farkında olmayıp, bunca insanın mutluluğu onu ürpertir. Çünkü insani hayatlar, gerçekten duyarlı olsalar sonsuz acı verecek olaylarla doludur. Genelde bitkisel hayatta oldukları için, yaşadıkları şeyler ruhlarına değmeden uçup gider.
Özgürlük ise onun için yalnız kalabilmektir. İnsanlardan uzaklaşabiliyorsan, onlara hiçbir muhtaçlığın, paraya ihtiyacın, sürüye uyma içgüdün, aşka, şana şöhrete hevesin ya da merakın yoksa özgürsündür. Yalnız yaşayamıyorsan doğuştan köle olduğunu söyler.
Sahip olduğu tek ve yegane şey duygularıdır. Duyguları yenilemenin de yolu yeni bir ruh inşa edebilmektir.
Bazı yerlerde sıkılsanız da Pessoa'nın "Huzursuzluğun Kitabı" herkesin kendinden bir şeyler bulabileceğini bir kitap. Çünkü insani duygularımız üzerine birçok şey bulunan bir eser.