Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız. Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle.
Yolda olmanın insana neler kattığını bilen, bunu deneyimleyen bir insan olarak kitabın etkileyiciği daha da artıyor. Phileas Fogg'un soğukkanlılığına da hayran olmamak elde değil. Kitabı okurken ülkeler, kıtalar, coğrafi hakkında bilgiler de edinmiş oluyorsunuz. Ve elbette macera. Phileas Fogg pek mecera seven bir insan gibi görünmese de yolda olmanın macera getireceği de belli bir şey. Sonuç olarak okuması keyifli, yer yer sıkılabilecek kısımlar olsa da okumaya değer. Özellikle yolda olan insanların, bunun farkını ve değeri bilen insanların daha keyifle okuyacağı bir kitap.
Hangisiydi bilmiyorum ama, günün birinde kendimi bu dünyada buluverdim, daha önce, doğduğum andan o tarihe dek hiçbir şey hissetmeden yaşamıştım. Neredeyim, diye sorduğumda herkes beni aldattı, herkes ötekileri yalanladı. Ne yapacağım, dediğimde tatlı umutlarla gözümü boyadılar. Nereye gideceğimi bilemez halde yolda durunca, niye o belirsiz yola girmediğime ya da gerisingeri dönmediğime şaştılar - oysa nereden geldiğimi bile bilmeksizin, yolların kavuştuğu yerde uyanmıştım. Bir de baktım ki bir sahnedeyim, rolümü hiç bilmiyormuşum, ötekiler ise oynamaya başlamış bile, rollerini benden fazla fazla bilmedikleri halde.
Biz aslında insanları sevmeyiz. Sevdiğimiz bir insan hakkında oluşturduğumuz fikirdir. Kısacası kendi uydurduğumuz bir kavramı - ve sonuç olarak kendimizi sevmekteyiz.