Fozyum

Hareketsiz bir beden, bir dakika önce orada yatan zeki insanın yerine, bu acı yatağında geriye kalan işte buydu.
Reklam
O ana kadar çok iyi öğrendiğim tek şeyi biliyordum: Sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer. Sevgi en derin anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur. Sevilen kişinin gerçekte olup olmaması, yaşayıp yaşamaması, bir anlamda önemli olmaktan çıkıyor.
Oysa gecenin karanlığı, sonsuzluğun sessizliği içinde Tanrı’nın gözü önünde denizde tek başına yol alan bir geminin hem sonsuz hem şiirsel yalnızlığından daha büyük hangi yalnızlık olabilirdi? (Fezada yol alan küre bir geminin üstünde sonsuzluğun sessizliği içinde tek başımıza ilerliyoruz nihayetinde)
Böylece, Dantes, üç ay önce sadece özgür olmayı isterken artık özgür kalınca en çok zenginliği ister olmuştu; bu Dantes’in yanlışı değildi, bu, insanın gücünü sınırlarken ona sonu gelmez istekler veren Tanrı’nın yanlışıydı!
Sessizce kendi kendimle konuştum, alaycı bir tavırla başımı omzuma dayadım. Ne diye tasa çekiyordum sanki; ne tıkınacağımı, ne içeceğimi, fani vücut dedikleri bu rezil solucan torbasını hangi çullara bürüyeceğimi düşünerek?
Reklam