Mişima ile tanışma kitabım. Çağdaş Japon edebiyatının en önemli yazarlarından biri sayılan Mişima oldukça sıra dışı bir kişilik. Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş olmasının ve 44 yıllık hayatına çok fazla şey sığdırmış olmasının izi, kurduğu cümlelerin sağlamlığında, yaptığı betimlemelerin fazlasıyla ince detaylarında kendini gösteriyor. Bu 44 yıllık hayatına o kadar çok şey sığdırmış ki (yönetmen, oyun yazarı, fotomodel, oyuncu, müzisyen, komutan vs.) belki de yeryüzünde onu heyecanlandıracak, denemek istediği bir şey kalmamış olduğundan intihar etmiştir diye düşünmüştüm ilk okuduğumda. Ama bu kitapla anladım ki (bir kitapla ne kadar anlaşılır olduğu tartışılır olsa da ) aşırı doygunluğun verdiği ümitsizlik değil intihar sebebi. Muhtemelen çocukluk travmalarının yarattığı kişilik çatışması, zıtlıklarla dolu hayatının mükemmelliyetçi özelliğiyle çelişmesi veya belki de bir genetik hastalık..? Bu anlamda biyografik özellikler içeren bu roman son kısmı ile kanımı dondurdu diyebilirim. ¾’ü sakin, sade ve duru bir romantizm ile gayet soft bir şekilde ilerlerken, kedi olayı ile ilk sinyallerini verip son ¼ lik kısmı ile de sarsıcı bir şekilde sona erdiğinde, insan donmuş bir şekilde bir süre gerçek dünyaya dönmekte, hatta yutkunmakta, olayları sindirmekte zorlanıyor. Ve Mişima bunu öylesine fark ettirmeden, öylesine usul usul yapıyor ki. Okuyucunun hayal gücünü zorlamasına gerek kalmıyor, fazlasıyla detaylı betimlemeleri sayesinde okurken hiç fark etmeden çizdiği atmosferin içine dahil oluyorsunuz, hatta onlarla birlikte yağmurda ıslanıyor, rüzgarın sesini yanı başınızdaymış gibi duyuyor, yedikleri yemekteki sessizliği soluyor, çatal sesini bile algılayabiliyorsunuz. Bu da yazarın kaleminin gücünün en büyük ispatı olsa gerek.
🌼🌼🌼
Kişisel not (spoiler içerebilir):
Romanın bende