Gözlerini ayırmadan, imbiğin kafasındaki borucuğa, oradan ip gibi süzülen sıvıya bakardı. Bakarken de, kendisinin böyle içten içe kaynayan bir imbik olduğunu, kendi içinden de karşısındaki gibi bir sıvı, ama tabii daha iyi, daha yeni, daha başka, ta içlerinde yetiştirdiği, orada çiçek açan, Grenouille'dan başka kimsenin koklamadığı ve kendilerine özgü parfümleriyle dünyayı güzel kokan bir Cennet Bahçesi'ne çevirerek var olmayı ona bir ölçüde katlanılır kılabilecek o seçme bitkilerden oluşan bir sıvı çıktığını kuruyordu.