"Evde yemek verildi, başka evlere yemeğe gidildi. İlk bakışta sizin
evinize benzemeyen, aslında birbirine benzeyen evlerde yemekler yendi. Son
yemeği bizde mi vermiştik, yoksa Kayalara mı gitmiştik? Yoksa Mehmetler miydi?
Ne önemi var? Hep aynı evde yiyoruz, hep aynı telaşla aynı hazırlık, aynı
kravatı taktım, bütün beyaz gömleklerim birbirine benziyor, Pantalonum aynı
yerden buruşuyor. Yemeği ben mi Kaya'nın üstüne dökmüştüm, Kaya mı benim üstüme
dökmüştü, yoksa Kaya, kendi üstüne mi dökmüştü? Hayır, ben üstüme dökmüştüm. Ne önemi var?
Biri yemek döktü ve birinin üstüne döküldü. Ben Kaya'yım, Kaya da Mehmet'tir.
Turgut, Kaya, Mehmet, bir arada olduktan sonra... bir görüntünün üç aynada
yansıması gibi bir olay. Mehmet'in karısı, bana Turgut diyeceğine Kaya dedi.
Ağzından öyle çıktı. İsimler, birbirinden farklı yaratıkları ayırt etmek
içindir; bizleri değil. Biz aynı türün örnekleriyiz.
"Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir."