Frenkler "Gençlik bilseydi, ihtiyarlık yapabilseydi." derlermiş. Ne doğru söz. İnsan, yaşla hakikate eriyor amma, onu kullanmak, ona göre yaşamak gücünü kaybettikten sonra...
Hayat ne tamamıyla güzel, ne büsbütün çirkindir. Hem acıklı hem gülünç tarafları vardır. Onu, neden yalnız bir yanından almalı? Onu neden olduğu gibi almamalı?
Nakşibendi tarikatının tarihî kökenleri Orta Asya’dadır. Tarikatın ismini aldığı Şeyh Bahaeddin Nakşibend (1318-1389 Buhara) ne bu tarikatın kurucusu ne de ilk örgütleyen kişisidir.Zira Nakşibend, Abdül Halik Ghujdawani (Ghujdawanlı, Buhara yakınlarında, ölümü 1220) tarafından kurulmuş.) Bahaeddin Nakşibend kendinden önce zaten varolan bu tarikatın önemli ıslahatçılarından biridir.
Şeyhlerin kerametine atfedilen mucizeler çok çeşitlidir; bazıları Batılı gözüyle mucize sayılmayacak şeylerdir (örneğin, zamanla kendiliğinden geçen yaraların “iyileştirilmesi” veya bir günahkârı dine döndürme), bazıları geleneksel bilgi dallarıyla ilgilidir (örneğin bitkilerin ilaç olarak kullanılması), bazıları da telkin ve düşgücüne, hatta hile ve düzenbazlığa dayanan olaylardır. Büyük bir kısmı Batı anlayışına göre sıradan rastlantıdan öte gitmez (örneğin yağmur duası böyledir: çoğu insan başarısız duaları unutur, işe yarayan az sayıdaki dua ise akıllarda kalır).