Serenad, son zamanlarda okuduğum en güzel romanlardan. Bence sebeplerinden bir tanesi, uzun zamandır Türk edebiyatından bir kitap okumamamdı. Olayların genellikle İstanbul da geçmesi kitabı okurken hayal etmemi de kolaylaştırdı.
Dünyada her zaman azınlıklar dışlanmış, zulüm görmüş yada katledilmiş. Bu durum herhâlde dünya yok olana kadar devam edecek. Adalet ve özgürlüğün geliştiği ülkelerde bu durum daha az yaşansa da günümüzde maalesef dininden, dilinden, ülkesinden ya da ırkından dolayı ayrımcılığa veya zulüme uğrayan insanlar var. Kitapta da bu durumlardan doğan acıklı bir hikayeyi anlatıyor. Zaten kitapta geçen Struma Gemisini batırma olayı tarihte yaşanmış gerçek bir olay.
Kitap ilk başta normal bir tempoda okumaya başladım. Her bir sayfada beni meraklandıran olaylar olduğu için tempoyu biraz arttırdım. Özellikle Maximilian Wagner'in hikayesini dinlemek için can atıyordum. Wagner'in hikayesine gelmek biraz uzun sürüyor. Yani kitabın ortasına geldiğiniz zaman hikayeyi dinliyorsunuz. Ama hikayeyi dinledikten sonra gerçekten çok etkileniyor ve beklediğinize değmiş diyorsunuz. Tam hikaye bitti derken Maya'nın başına gelenler beni tekrardan heyecanlandırmıştı. Bu da kitabı başından sonuna kadar aynı heyecan ve merakla okumamı sağladı.
Kitabı bitirdikten sonra Nadia ve Wagner'in hikayesinin araştırdıktan sonra gerçekte yaşanmadığını öğrendim. Fakat böyle bir hikaye yaşanmadan nasıl bu kadar gerçekçi yazılabilir diye düşündüm. Tabi burada yazarımız Zülfü Livaneli'nin ustalığı ortaya çıkıyor.
Kitap tavsiyesi isteyen arkadaşlarıma önereceğim çok güzel bir romanım daha oldu. Herkese iyi okumalar :)
SerenadZülfü Livaneli
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020164,1bin okunma
Ona göre insanlık namuslular ve namussuzlar olmak üzere ikiye ayrılıyordu; ikisinin arası yoktu.Kdınlardan ve aşktan daima tutkuyla, heyecanla bahsederdi; ancak bir kez bile aşık olmamıştı.