Irmak Zileli’nin Şimdi Buradaydı kitabını okumaya başladığımda, daha ilk sayfalardan dikkatimi çeken şey bilinç akışı tekniğinin yoğun kullanımı oldu. Sayfa sayısı az olmasına rağmen, dikkat ve odak isteyen bir metin. Çünkü konu bir anda başka bir yere atlayabiliyor; zaman ve mekân iç içe geçiyor. Bu yüzden okurken odaklanmak gerekiyor.
Kitabın başlarında Birkan ile Yankı’nın terapi seansı dikkatimi çekti. Hangisi terapist, hangisi danışan? Baktığımda aslında Birkan da kendi geçmişiyle yüzleşiyordu Yankı’yı dinlerken. Seans dediğimiz şey, bir taraftan Birkan’ın kendi zihninin iç sesiyle konuşmasıydı.
İlerleyen sayfalarda fark ettim ki, Yankı, Birkan ve Kaya’nın hayatlarında ortak bir nokta vardı: Üçünün de babaları aynı dönemlerde kaybolmuştu. O dönem, Türkiye’de insanların evlerinden alınıp kaybolduğu, yok edildiği bir dönemdi. Bu babasızlık, her birinin hayatında derin bir boşluk yaratıyor.
Peki kim suçlu: anne mi, ortadan kaybolan babalar mı, yoksa nesilden nesile aktarılacak travmaların sebebini tetikleyen, gücünü acımasızca kullanan yönetim mi? Yoksa hayatları ellerinden alınan suçsuz insanlar mı? Evet, ödemişler ve ödemeye devam ediyorlar.
Anneler tek başlarına kalıyorlar ve mücadele ediyorlar. Üstelik hepsinin erkek çocukları var. Çocukları bir birey olarak değil, bir “oyuncak” gibi merkeze alan anneler görüyoruz. Kaya’nın annesi biraz daha sağlam gibi görünse de, genelde bu anneler kendi travmalarını çocuklarına yansıtıyorlar. Bu durum, çocukların kişiliklerinin oluşumunda ciddi yaralar bırakıyor.
Birkan aslında şifa dağıtan bir terapist gibi görünse de, kendisinin de şifaya ihtiyacı var. Kendi sorularına cevap bulamamış, hayatına ağırlığını koyamamış bir karakter. O da bir mağdur. Yankı kötülüğe daha yakın görünse de, Birkan da aynı döngünün içinde. Her