"Eşekli Kütüphaneci"nin öyküsünü daha önce TV kanalları aracılığıyla duymuştum. Kütüphane rafında görünce duraksamadan elime aldım. Buram buram kitap sevgisi içereceğine emindim.
Nitekim de öyle buldum, gerçek kitap aşığı bir insanla tanıştım, Mustafa Güzelgöz, namı diğer Eşekli Kütüphaneci.
İnsanlar kitap okusunlar, kendi deyimiyle "bilmezliği yensinler diye" kitapları eşeklerin sırtına yükleyerek köylülerin ayağına kadar yıllarca taşıyan, Ürgüp ve yöresindeki 30'a aşkın köye bu yolla hizmet veren, bir çok köyde kendi çabalarıyla köy kitapevleri açtıran, kadınlar kitapevlerine gelsinler, öyle böyle okumaya alışsınlar diye kitapevlerine bulup buluşturup dikiş makineleri koyduran, bunlarla yetinmeyip köylerde kooperatif çalışmaları başlatan, gençlere futbol çalıştıran... kocaman yürekli bir insan Mustafa Güzelgöz. Bir şeyler yapmanın, cehaleti yenmenin gayretiyle yanıp tutuşan, gücü yetmediğinde gözyaşları sel olan ama pes etmeyen, daima çabalayan bir kahraman. Ama ülkemin maalesef hala devam eden bir gerçeği: Çok çalışan, üreten insan birilerinin gözüne batar, hemen baltalanması, alaşağı edilmesi gerekir. Mustafa Güzelgöz hakkında birilerinin (!) dayatmasıyla soruşturma başlatılır ve hiç istemese de, içi kan ağlayarak emekliliğe zorlanır. İçten içe bekler ki, birileri çıksın, Mustafa Güzelgöz'ün hizmetlerinden, gayretlerinden bahsetsin, sen bize daha lazımsın desin. Bakar ki çıkmaz böyle bir çıkış, kendi dolaşır kapı kapı, daha yapılacak çok şey olduğunu, çalışmak istediğini söyler ama nafile... İçim ezildi, isyan etmek istedim. Çalışan, taş taş üstüne koymak için gayret eden, üretmek için kendini hırpalayan insanları bu aşağı çekmek çabası neden? Kendi menfaatleri, görünürlükleri zarar görmesin diye faydalı olmaya çalışan insanları gözden düşürme adına yapılan bu