Bugün resmi olarak bir rakam daha ilerledi yaşım. Fakat bilirsiniz ki rakamlar aldatıcıdır. Kimsenin aynası kendini göstermez. Çünkü ayna insanın içini gösteremez. Ölçütü sadece görünenle sınırlıdır. Tasvir edilemeyecek duygular insana kimi zaman hızlı yaş aldırır. Buna rağmen aynada bir değişim olmuyorsa "umut" denen zaman hırsızına aklımızı, kalbimizi kaptırdığımızdandır.
Doldurulamaz bir hiçlik sarmışken etrafımı bir kitabın yapraklarından yüreğimi tekrar hissettirecek bir el uzandı. Sabahattin Ali benim kendimi ifade edemeyişim, utangaçlığım, çekingenliğim, yalnızlığım, kalabalık ortasındaki yokluğum, alçak gönüllülüğüm, naif davranışlarım oldu. Ben bu zamana kadar O'nda bulduğum beni arayıp durmuşum. Oltaya takılıp çırpınan bir balıkken çekip aldı beni o delici, can yakan, nefessiz bırakan hayatın içinden. Bak böyle bir yaşam da var dedi ve elime uzattı Kürk Mantolu Madonna (Ciltli Özel Baskı) kitabını..
Yıllar önce okuyup çok etkilendiğim bu kitabı doğum günüme anlam katması amacıyla tekrar okumaya başladım. Çoğu kısmını 3 4 defa okudum, durakladım. Durmak, sindirmek istedim her cümlesini.. Her kısmında kendimden parçaları buldum ve kitap bittiğinde birleşmedi parçalarım. Çünkü yok oldum. Gerçeklerin altında beş katlı binanın en alt katında yaşıyormuş ve binanın üstüme çökmesi gibi ezildim, mahvoldum. Artık saadeti gerçek yaşamda aramıyorum. O'nun yazdığı her cümle birer parçası saadetime giden yolun. Doğum günüm kutlu olsun (:
Şimdiye kadar tesadüf ettiğim insanlardan bir tanesi benim üzerimde belki de en büyük tesiri yapmıştır. Aradan aylar geçtiği halde bu tesirden kurtulamadım. Ne zaman kendimle baş başa kalsam, Raif Efendi’nin saf yüzü, biraz dünyadan uzak, buna rağmen bir insana tesadüf ettikleri zaman tebessüm etmek isteyen bakışları gözlerimin önünde canlanıyor. Halbuki o hiç de fevkalade bir adam değildi. Hatta pek alelade, hiçbir hususiyeti olmayan, her gün etrafımızda yüzlercesini görüp de bakmadan geçtiğimiz insanlardan biriydi. Hayatının bildiğimiz ve bilmediğimiz taraflarında insana merak verecek bir cihet olmadığı muhakkaktı. Böyle kimseleri gördüğümüz zaman çok kere kendi kendimize sorarız: “Acaba bunlar neden yaşıyorlar? Yaşamakta ne buluyorlar? Hangi mantık, hangi hikmet bunların yeryüzünde dolaşıp nefes almalarını emrediyor?”