Zaman, insana verilmiş hem tatlı hem de acı bir armağandır. Hayat, var olmak için kendine koyduğu hedeflere uygun bir ruh geliştirmesi için insana tanınmış bir süreden başka bir şey değildir ve insan bu gelişimi gerçekleştirmek zorundadır.
Ya sekiz ay önce yalan söylemişti: His birliği aldanışı vermek için. Ya dün yalan söylemişti: His kopuşu azabı vermek için. Yahut da hakikaten değişmişti. Birinci ve ikinci ihtimal: Fettanlık. Üçüncü ihtimal: İsyan. Dördüncü bir ihtimal yok. Hepsi fena.
Dolayısıyla, yeni doğmuş bebeklerden başka etnos dışında olan kimse yoktur. Her insan, belirli davranış kalıpları sergilemek zorundadır ve bu davranış şekilleri onun etnik kökenini belirler.
…ama Hyung-nular müdafaa savaşlarını dahi kaybetmeye başlamışlardı. 350 yılında ise, inparatorun evlatlık edindiği bir Çinli, tüm taht varislerini öldürerek hâkimiyeti ele geçirmiş ve ülke sınırları dahilindeki bütün Hyung-nular’ın kılıçtan geçirilmesi emrini vermişti. Bu emir, öylesine bir coşkuyla yerine getirildi ki, fiziki açıdan Hyung-nular’a benzeyen pek çok sakallı ve kıygır burunlu Çinli de kılıçtan geçirildi.
“Çinliler” veya “Hintliler” gibi adlar, “Fransızlar” veya “Almanlar”a değil, Batı Avrupalılara eşdeğerdir. Çünkü bunlar etnos sistemleridir, ama farklı kültür prensiplerine bağlıdırlar. Hintliler’i kast sistemi, Çinliler’i ise hiyeroglif yazısı ve sosyal eğitim birleştirmişti. Hindistan’da doğmuş birisi Müslümanlığı kabul ettikten sonra Hintli olma vasfını kaybediyordu. Çünkü artık soydaşları gözünde dine ters düşen biriydi ve dokunulmazlar kastına dahil ediliyordu. Konfüçyus’a göre barbarlar arasında yaşayan bir Çinliye barbar olarak bakılırdı. Buna karşılık, Çinli kimliğini benimseyen yabancı, Çinliye eşit tutulurdu.