“Ve ben şanslıyım” dedim kendime. Çünkü ne gerçekleştirilebilecek şeyler hayal ettim, ne de rüyasını gördüklerimi gerçekleştirmeye çalıştım. Ben hayal etmek için hayal ettim.
Samim kapıya doğru yürürken birdenbire durdu. İşte, camın üstünde onun gölgesi. Bu sefer muhakkak. Fakat sevinç yerine buradan çıkıp gitmek arzusuna benzeyen bir kendinden fırlayış heyecanı. Onu görmek istemiyor artık. Hatta bu duygusunun üstünde sahte bir ebedîlik cilası. Bir daha hiç, hiç istemiyor görmek.
Ahlakımızda bayağı ve aldatıcı bir tekdüzelik hakim,tüm ruhlar aynı kalıba sokulmuş gibi duruyor. Her daim nezaketin gerektirdiğini yapıyor, görgü kurallarına uyuyor ve kendi zihnimizi değil gelenekleri takip ediyoruz. Artık olduğumuz gibi görünemiyoruz. Toplum denilen bu sürüyü oluşturan insanlar, sürekli baskı altında yaşıyor. Daha güçlü güdüler onları caydırmadıkça aynı koşullar altında, aynı şeyleri yapmaya devam edecekler ve karşımızdakinin kim olduğunu asla bilemeyeceğiz.