Hayvan Çiftliği, ilk bakışta basit bir alegori gibi görünen fakat derininde iktidarın doğasını ve devrimlerin nasıl kendi karşıtına dönüşebildiğini acımasız bir berraklıkla anlatan çarpıcı bir romandır. George Orwell bu eserde masum bir özgürlük idealinin adım adım baskıya evrilişini gösterir, hayvanların eşitlik hayali kısa sürede yeni bir tahakküm düzenine dönüşür ve roman tam da bu dönüşümün soğuk mantığını gözler önüne serer. Anlatının gücü, karmaşık politik gerçekleri son derece sade bir kurgu içinde verebilmesinde yatar; dil yalın, olaylar neredeyse masalsı bir akışta ilerler, fakat bu sadeliğin altında son derece karanlık bir gerçeklik vardır. Orwell’in en sarsıcı başarısı, iktidarın yalnızca dışsal bir zorbalık olmadığını, zamanla hafızayı, dili ve hakikat duygusunu da ele geçirdiğini göstermesidir, kurallar değişir, geçmiş yeniden yazılır, adalet kavramı sessizce aşınır. Hayvan Çiftliği yalnızca belirli bir tarihsel dönemin eleştirisi değil, gücün olduğu her yerde tekrar edebilecek bir döngünün anlatısıdır, bu yüzden roman bittiğinde geriye sadece politik bir hiciv değil, insan doğasına dair huzursuz edici bir farkındalık kalır; baskı çoğu zaman zorla değil, rıza ve unutma yoluyla kurulur.