Kaçış, dışarıdan bakıldığında sade bir serüven hikâyesi gibi ilerler ama derininde insanın kader, suçluluk ve olgunlaşma ile kurduğu ilişkiye odaklanan karanlık bir iç yolculuktur. John Steinbeck bu romanda büyük toplumsal panoramalar yerine tek bir karakterin ruhsal dönüşümünü izler, genç bir adamın işlediği suçtan sonra başladığı kaçış aslında kendi içindeki korkudan ve çocukluktan kaçamayışının hikâyesine dönüşür. Doğa anlatının içinde güçlü bir yer tutar, gece, toprak ve sessizlik karakterin ruh hâliyle paralel ilerler, dış dünyadaki karanlık iç dünyadaki çözülmeyle örtüşür, gerilim bir kovalamacadan çok bir yüzleşme hâlini alır. Kaçış masumiyet ile sorumluluk arasındaki ince çizgiyi sorgular, bir anlık öfkenin insan hayatını nasıl geri dönülmez biçimde değiştirebileceğini gösterir, Steinbeck’in dili yalın ama yoğundur ve karakterini yargılamadan anlamaya çalışır. Roman bittiğinde geriye yüksek sesli bir dramatik etki değil, içe çöken ağır bir sessizlik kalır, çünkü asıl kaçışın dışarıda değil insanın kendi içinde yaşandığını hatırlatır.