Çocuklar yanlış davranmaya başladığında onları cezalandırmaya ve yoksun bırakmaya yönelik iç dürtümüz genellikle kötü sonuçlara yol açar; sızlanan, talepkâr ve saldırgan çocukları 'şımarık' ve 'üstüne fazla düşülmüş' olarak görme eğilimi taşırız ve bu özelliklerinin genellikle onun fazla şeye sahip olmasından ya da kendisini fazla iyi hissetmesinden değil, ihtiyaçlarının karşılanmamasından ve potansiyellerinin keşfedilmemesinden kaynaklandığını fark etmeyiz. Bir çocuğun iyi yürekli, verici ve empatik olabilmesi için ona öyle davranılması gerekir. Cezalar bu özellikleri ne yaratabilir ne de örnek teşkil edebilir. Sınırlar koymamız gerektiği hâlde çocuklarımızın düzgün davranmasını istiyorsak onlara iyi davranmamız gerekir. Sevgiyle yetiştirilen bir çocuk etrafındaki kişileri mutlu etmek ister çünkü kendi mutluluğunun onları da mutlu ettiğini görür; uyumlu davranması sırf ceza almamak için değildir. Bu olumlu geri bildirim döngüleri de olumsuz olanlar kadar güçlüdür ama bazen hemen harekete geçmeye değil, yanlış davranışları neyin tetiklediğini anlamak ve sonra bunlarla başa çıkmak gibi zaman zaman sezgilere aykırı olan bir tepkiye dayanırlar.
"Bir çocuk ne kadar çok sağlıklı ilişkiye sahipse travmadan kurtulup sağlıklı bir biçim de hayatına devam etme ihtimali o kadar artar. İlişkiler değişimin aracılarıdır ve en güçlü terapi insan sevgisidir."