“Şems, ‘Ya Rabbi! Yarattıklarının arasında benim dostluğuma dayanacak biri yok mu?,’ derken Mevlâna'nın kalbinde Şems'ten boşalan yere bir kez Çelebi Hüsameddin'in, bir kez de Kuyumcu Selâhaddin'in dolması içini acıtıyor. Acıtmasın! Yer Şems'in bile değil ki!
Bilmez misin, bu dünya âlemin yüzünde Vedüd isminin tecellisine talip olana binbir belâ, binbir kaza gerekli. Efendim tecellim bu'ysa, kınanmak var horlanmak var bu kitapta. Lütuf da kahır da, Cemal de Celâl de var. Bu bir rıza lokması, boğaza dizilmesi var. Abdesti kişinin öz kanıyla alınan hepi topu iki rekatlık aşk namazında, sevgiliden değil aşk'tan haber var. Aşka talip olanın feryad ettiği o ince hesap var.
Sen istiyorsun ki yara bere almadan heveskâr olasın, âşıklık taslayasın. Yüksek bir tepeden şehri seyrederken şiirler yazasın, acını kalbine gömüp gözyaşlarını sızdırasın. Alacaklılığında haklı, tadı uykulara dalasın. Yok öyle şey! Aşk bu, vurduğu yerden kan sesi geliyor.”